Giriş
     
Nefsi Dosta Satabilmek PDF Yazdır E-posta



       Tasavvuf terbiyesinin asıl hedefi kamil insan yetiştirmektir. Kamil insan, Allah’a (c.c) aşık olmuş, kalbi gaflet ve manevi kirlerden kurtulmuş, gönlü boş arzu ve sevgilerden arınmış, nefsi ilahi emirlere itaat etmiş, her yönü ile örnek insan demektir.

Çeşmi insaf gibi , kamile mizan olamaz
Kişi noksanını bilmek gibi irfan olamaz
Örnek insan olabilmek kendini bilmek ile ;  kendini bilmek de  Rabbini bilmek ile mümkündür. İnsanın kendini tanıması hem zaaf ve eksiklerini , hem de istidat ve kabiliyetlerini bilmesi demektir. İnsanın nereden gelip nereye gittiği , evvelinin ne olduğu , sonunun ne olacağı konusu da ‘’kendini tanıma’’ kapsamına dahildir.İnsanın kendini tanıyabilmesi için kendini ona tanıtacak, eksiğini gösterecek, yanlışlarından sıyıracak bir bilen lazımdır. Mesnevi'de Mevlana Hazretleri der ki;
Bildiğin ve defalarca gittiğin yolda bile
Kılavuz olmazsa şaşırırsın
Kendine gel!Hiç görmediğin o yola yalnız gitme
Sakın yol göstericiden baş çevirme
Ancak şeyhin kanatlarıyla uç da
Şeyhin askerlerinin yardımını gör!
      Mürşid; rehber, kılavuz ve yol gösteren demektir. Mürşidi kamil sırat-ı müstakimi gösteren,dalaletten hidayete sevk eden kişidir. Yeryüzünde Allah’ın halifesi olabilmiş kişidir .Mürşid, İnsana nefsinin hakikatini gösterir, nefis terbiyesi yolu ile süfli sıfatlardan arındırır. Bu bir manevi  eğitimdir. Manevi hastalıklardan arınma eğitimi.
Gönül ayinesini sofi, eğer eder isen safi
Açılır sana bir kapı, ayan olur Cemalullah.
EN AZİM KÖLELİK; BENLİK
      Nefis terbiyesinin özü iradeyi terk etmektir. İrade terk edilecek..Peki kime terk edilecek, kime teslim edilecek? İrade , ancak Sahip’ i (Hz Allah’ı) bularak, Sahip’e  terk edilecek. İşte mürşidler  insandaki kendini bilme, Rabbini bulma manevi istidatını (kabiliyetini )inkişaf ettirerek insana kendini tanıtırlar kendini tanıyana da Rabbini tanıtırlar.
       Tasavvufun da, ilmin de, hakikatin de, varoluşun da gayesi terk edebilmedir. Neyi terk etmek? Allah ile aranda perde olacak her isteği, her hırsı, her  hevesi Allahı unutma sebeplerine yönelişleri terk edebilmek. Bu ise ancak gönül rızası ile mümkündür.Rabiatül Adeviyye (k.s) ‘’Seven sevdiğine itaat eder’’ buyurur. Teslimiyet bir sevgi işidir. Allah Rasulu'nu seven sahabenin teslimiyeti gibi düşünmeli. Hz Ebubekir, Allah Rasulu'ne malıyla canıyla teslimiyet göstermişti. Bu teslimiyet neticesi O'nun imanı gözüyle görür gibi Hakkal yakin kıvamına ermişti. Allah Rasulu Hz Ebubekir'in imanı konusunda şöyle buyurmuşlardır. ‘’Eğer Hz. Ebubekir’in imanı ile bütün müminlerin imanı tartılmış olsaydı, Hz  Ebubekir’in imanı ağır gelirdi’’
       Rabbimizin kullarından istediği ancak teslimiyettir. “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e ve içinizden (Allah’ın yapmanızı istediği) işlerinizi yürüten önder ve idarecilerinize de itaat edin.” (Nisa/59) Rıza ve teslimiyet yoksa orada ‘’ben’’ vardır. Ben ben dedikçe benlik köleliği insana galip demektir. Benlik köleliği içinde yaşayan insan, isteklerinin heveslerinin peşinde koşar. Bu koşuşturma insanı nasıl  özgür hisssettirir? Oysa ki insanın özgürlük tutkusu vardır. 
       Ben ben diyen kendine köle olmuş Hevasını (heves ve isteklerini) tanrı edineni gördün mü? (El Furkan 43) Ayet'ine muhatap olmuş bir insan nasıl özgürlükten bahsedebilir? Meleklere ders verirken, ilim bilen konumunda iken, şeytanın şeytanlığı ben deyişinden değil miydi? Benlik davasına düşen şeytan , kendi hazırladığı sonun kölesidir. Gerçek hürriyet insanın kendinin ve yaratılmışların köleliği altında olmamasıdır. İnsan, arzularını çeken isteklerden ve dünya varlıklarından kaçınma derecesine göre hürriyete yaklaşır.
Kölelik zahirdeki kölelik değil enfüsteki (içteki )köleliktir. Şeytanın enfüste kendini değerli ve üstün görerek ben deyişi rahmetten tüm nimetlerden kovulmasına Sahip' ten(cc) ayrılıkta kalmasına sebep olmuştur. Bu yüzden büyükler;
Sen çıkarsan aradan
Hemen kalır Yaradan
       Deyişi ile bunu dillendirmişlerdir. Tasavvufta gaye yokluktur. Yokta var bulunur. Çünkü gerçekte var olan ancak Sahip' tir, Allah'tır. Hak Baki , yaratılanların hepsi fanidir. Öyle ise esasen O’ndan başka var da yoktur. Bu yokluğu fark edebilmek gerçek Melik'i, Efendi'yi, Sahip’i bularak köleliklerden kurtulan, iradesini O’na teslim eden mürşidlere tam teslimiyet ile mümkündür.
       Allah dostları hep teslimiyetin zirvesinde olmuşladır.  Aziz Mahmud Hüdai Hazretleri bir kadı iken dünyada bulunduğu makamı bırakarak Üftade Hazretleri'ne teslim olmayı talep etmiş , talebeliğe kabul edilmenin şartı da üzerindeki kadı kaftanı yani halkın o makamda olan birini tanıma nişanı olan kıyafeti ile sokaklarda ciğer satmak olmuştur. Kendinde bir varlık göstermeden  kıyafetin insanı giymesinden kurtulmak. Ciğer satma emrine itaat ile o kıyafetten ve onun verdiği makamdan sıyrılabilmek, tüm isteklerden geçmek  ile insanlık denilen cevheri bulmak, Üftade Hazretleri'nin talebesine ilk dersidir. 
      Bir hasta hastalığından ötürü doktora gitse ve doktor hastalıktan kurtuluş reçetesini, kullanılacak ilaçları, yapılacak perhizleri hastaya teslim etse iyileşmenin tek yolu doktora inanmak, güvenmek  bu reçeteye tam teslimiyet göstererek uygulamaktır. İnsan manevi hastalıklarını kabul ettikten sonra onu manevi hastalıklardan temizleyecek mürşide tam güvenmeli ,tam teslim olmalıdır. Mevlana Hazretleri Mesnevi'de;
       "Deniz suyu kendisine bütünüyle teslim olan ölüyü başında taşır. Diri olan ve en ufak tereddütü bulunan ise denizin elinden nasıl sağ kurtulur?Aynı şekilde ölmeden evvel ölünüz sırrı ile beşeri sıfatlardan soyunarak ölürsen esrar denizi seni başında gezdirir’’ demek sureti ile teslimiyetin nasıl olması gerektiğini ifade etmiştir. Mürşide teslim olan mürid, gassalın (ölü yıkayıcı) elindeki meyyit (ölü) gibi olmalıdır. Ölünün gassala hiçbir itirazı hiçbir müdahelesi hiçbir ‘’bence…’’ diyerek başlayan ifadesi bulunmaz.
Ölünün iradesi olur mu?
Ölü ağzını açıp konuşur mu? 
       Şerafettin Zeynel Abidin Hazretleri de ‘’Teslimatta mevta gibi olunuz kelamına, Mevtada da su yönünden sıcak ve soğuk endişesi vardır mülahazası ile salikte o da olmamalıdır. Salik kurumuş bir gazel gibi bulunmalıdır buyurmuşlardır. Allah, insanın göğsünde iki kalp yaratmamıştır. İnsanın gönlünde bir ben, bir sen  var ise gönlünde ikilik vardır. İki varlığın olduğu yerde kavga vardır. İkiyi teke düşürmek enfüsteki (içteki) kavgayı yok etmek, huzura kavuşmak gereklidir. İkilik teke nasıl düşer? Rıza ve teslimiyet ile düşer.
Hep itibarı atmışam,aşıldığa el katmışam
Ben nefsi dosta satmışam,bu düşmenanı neylerem
      Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri nefsi dosta satarak ‘’Siz düşmanı dışarıda aramayınız düşmanın en adavetlisi (şiddetlisi) sizin içinizde saklıdır ‘’hadisi şerifi gereği içindeki düşmanı dosta yani Allah’a , Allah’ın seçkin kulları olan  peygamberine, peygamber varisi olan alimlerine mürşitlerine  satarak  bu adavetli düşmana karşı nasıl durulacağını ifade etmiştir. 
      Mürşide teslim olmak, iradeyi teslim etmektir,  iradeyi yok etmek demek değildir.  Rabbini bilen peygamberine tabi olan mürşide irade teslim edilince; bize verilen ömür  müddeti içinde en başa Allah’ın bizden ne istediği konulur, kulluktaki gaye idrak edilir , kainatın hakikati anlaşılır.
Tasavvuf büyüklerinden bir zat , bu manevi eğitimi şöyle özetlemiş:
‘’Marifet ,kalbin Hak ile hayatlanmasıdır. 
Diriyi öldürmeli_yani nefsi. Ölüyü diriltmeli_yani ahreti.
Varı yok etmeli_yani hevayı. Yoğu var etmeli_yani niyeti.
Marifet kalptedir, dalalet dildedir
Ubudiyet tenden geçmekle yapılır.
Mevlayı arzu eden yüzünü Ona döndürür.
Ona dönen karşısında Onu hemen bulur.’’
       Düşmanın en adavetlisi (nefs) ile başa çıkabilmek, ahreti diriltmek yani ahret inancını diri tutmak Hakkı görmeye engel olan  heva perdesini yırtmak, Hakkı arayışı, hakikati arayışı var etmek bu niyeti hatırlamak tenden geçerek ibadet lezzetini tatmak bu lezzet neticesinde Hakka yüzünü dönmek ve Hakka vuslata ermek.. 
       Tüm bu kapıların anahtarı mürşidin elindedir. Salik, mürşidine tabi oldukça bu kapılardan geçecek iradesini teslim ettiği asıl Sahip e vasıl olacaktır. İnsan nerden gelip nereye gittiği sorusunu kendine sormaz ve bir aldanış ile yaşar ise iradesini gün gelir makam ve mevki hırsına gün gelir dünyevi isteklere teslim eder. 
       Oysa ki ahret ticaretinde geçer akçe yalnız Allaha hakkı ile kul olabilmektir. Esas makam Hak katında ‘’kul olma ‘’ makamıdır. Dünyaya ait elde edilmiş olan mevki ve makamlar değildir. Bu makama ulaşabilmek ancak nefsimizi dosta satmaktan geçer. 
Siz nefsi dosta satanlardan mı yoksa dosttan gayrısına verenlerden misiniz?


 

Bookmark and Share

 

Hüdaverdi Kız Öğrenci Evi

Şu anda 14 ziyaretçi çevrimiçi