|
TASAVVUFUN TARİHÇESİ ve NAKŞİBENDİ BÜYÜKLERİNDE SÜNNETE BAĞLILIK
Sufi Arapça yün anlamına gelen suftan türemiş bir kelimedir.Sufun nispeti sufidir, yünlü elbise giyen kişiler olarak vasfedilmiştir.İlk sufiler nefsin hazlarına muhalefet ederek yumuşak ve güzel görünümlü şeyler giymekten kaçınmışlar, sadece vücutlarını örtecek kıldan ve kaba yünden dokunmuş elbiseler giymekle yetinmişlerdi.
Cenab-ı Peygamber (s.a.v) zamanında Mescidi Nebevi nin sofasında bulunan Cenabı Peygamber Efendimizi teklifsiz ziyaret edebilen Sahabe i Kiram’a Eshabı Suffa denilirdi.Bu sahabelerin yaşantısını benimseyen kimselere sufi, yollarına da tasavvuf denilmiştir.
Tasavvuf terimi hicri 161 yılında ortaya çıkmıştır. Temel ilkelerini Kur'an'dan alan, Hz. Muhammed (s.a.s.) ile ashabının hayatında somut örneklerini bulan tasavvuf, tarihi boyunca çeşitli evrelerden geçmiş, değişerek ve gelişerek varlığını günümüze kadar sürdürmüştür.
"Tasavvuf nedir?" sorusuna, tarihin derinliği içinden günümüze kadar, çok çeşitli cevaplar verilmiştir. Bu cevaplardan bir kısmı şöyledir;
Bir tarife göre:
(İlmül hâli leyse biilmil kàl) "Tasavvuf hal ilmidir, kal ilmi değildir."
Amr b. Osman Mekki :
Tasavvuf, kulun içinde bulunduğu vaktin gereğine göre o an ne yapılması gerekiyorsa onu yapmandır .
Hacı Bayramı Veli:
Tasavvuf, edepten ibarettir.
Seri Sakati:
Tasavvuf, güzel ahlaktır.
Ebu Said Ebu Hayr :
Tasavvuf, kafanda ne varsa bırakman, elinde olanı vermen ve başına gelenden sızlanmamandır.Tasavvuf, nübüvvet içinde gerçekleşmiştir. Tasavvuf, İslam’ı asrı saadet tadında yaşamanın adıdır.
Üstazımız Haseneynil Hüdaverdi Hz. Hüdaverdi İlmihalimizde;
‘’Tasavvuf Cenabı Hakkı kitap ve sünnet üzere zikr, ruhsatı terk ederek azimetle amel, Allahü Teala’nın kulluğunda bulunmak Rasulu Ekrem (sav) Efendimiz’in gösterdiği selamet yolunu aramaktır.Tasavvuf, bir kalp ve ıstıfa yolu olmakla beraber önce ahlak ve halisane ibadete dayanır. Bu yol hal yoludur. Sözle değil bizzat yaşamakla anlaşılır. Hizmet gayret ve azimetle ulaşılır’’buyurmuşlardır.
Nakşibendiyye yolu , Hicri 791 tarihinde vefat eden Hace Muhammed Bahaeddin’in (k.s) temel usullerini belirlediği bir manevi terbiye sistemidir. Şahı Nakşibend (k.s) bu yolun usul adap ve feyzini önceki büyüklerden almıştır. Bu yolun usulu ve adabı silsile yolu ile Hz Ebubekir Sıddik’e (r.a) ve oradan da Peygamber (sav) Efendimiz’e ulaşmaktadır.Hz Ebubekir’den (r.a) sonra bu yol ‘sıddıkiyye’ olarak Hz Bayezit Bistami’ye (k.s) kadar bu adla anıldı. Bayezidi Bistami’den (k.s) sonra ‘Tayfuriyye’ ismi ile anıldı, Şahı Nakşibend Hz (k.s)’ne kadar ‘Haceganiyye ‘olarak anıldı . Şahı Nakşibend Hz (k.s) den sonra ‘Nakşibendiyye’ denildi.
Nakşibendi Tarikatı her şeyi ile Kuran ve sünnete bağlıdır.
Nakşibendi Hazretleri’nin (k.s) hayatı boyunca savunduğu hakikat, Allah'ın (cc) kitabına sarılmayanların ve Peygamber Efendimiz (sav)'in emirlerini yerine getirmeyenlerin kurtuluşa erişemeyecekleridir. O'na göre bir kişi, kitap ve sünnetin çizdiği daireden çıkmamalıdır. Bu çizgiye uymayan kişiye uymak doğru değildir. Çünkü İslam ahlakı Kuran ve Hz. Muhammed (sav)'in sünneti ile hayat bulur. Nakşibendi Hazretleri bir eserinde Resulullah (sav)'a bağlılığını şöyle ifade ediyor:
"Bir iş ki Resulullah (sav) yapmıştır, aynen ben de öyle amel ettim ve hiçbir sünneti ihmal etmedim. Hepsini yerine getirdim ve neticesini buldum. Kendimde onun eserini gördüm.”
Üstazlarımız, kâmil sufî olabilmek için Sünnet’e bağlılığı öncelikli şart olarak koşmuşlardır.Sünnete bağlılıkları öylesi şiddetli idi ki şu örnekler bu kaideyi çok güzel ifade etmektedir;
Arifibillah’ın önüne nar getirildi. Ömründe ilk defa görüyordu. Narı kırdılar. Ve buyur ye dediler. Ben yemem Allah’ın Resulü (sav) narı nasıl yedi bilmiyorum. O’nu bir öğreneyim, sonra gelip bu narı yerim. Nefsimin hevasına göre nar yiyemem. Dedi.
Ahmet bin Hanbel’in önüne sarı karpuz getirilmişti. Devamlı sünnet üzere yaşayan Ahmet bin Hanbel, ‘Resulullah (sav) sarı karpuzu nasıl yemiş bilmiyorum’ diyerek yememiştir ki bir milyon hadisi şerif ezbere biliyordu
Müminin manevi seviyesi Allah (cc) ve Rasulu’nun (sav) emirlerine itaati nispetindedir. İmanın kemalatı da bu itaatteki titizlik hassasiyet muhabbet ve aşk nispetinde artar.
Cenabı Hak İslam ile murad ettiği kamil insan modelini Hz Peygamber (sav) şahsında sergilemiş O’nu (sav) bütün bir beşeriyet için örnek şahsiyet kılmıştır.
Ali İmran Suresi 31. Ayeti kerimesinde Allah’ı (cc) sevmenin Resulullah’ı (sav) sevmekle değil, O’na tabi olmakla elde edileceği şöyle ifade edilmektedir :
‘De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız; bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın . Allah son derece bağışlayıcı ve merhamet sahibidir.’
Bu bağlamda Cüneyd Bagdadi (ks) : “Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yoluna ve sünnetine uymak ve O’nun izini takip etmekten başka bütün yollar insanlara kapalıdır. Çünkü bütün hayır yolları, sadece Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’e, O’nun izini takip edip O’na tabi olanlara açıktır, başkasına değil.” buyurmuşlardır.
Ebu Nasır Bişr bin Haris Hafi (ks) şöyle demiştir: “Bir gün Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’i rüyamda gördüm. O bana şöyle sordu: “Ey Bişr! Neden Allah seni akranlarının üstünde bir mertebeye çıkardı biliyor musun?” ben de “hayır ya Rasulallah, neden” diye karşılık verdim. O cevaben bana: “Sünnetime ittiba etmen, salihlere hizmet etmen, kardeşlerine nasihat etmen, ashabıma ve ehli beytime olan muhabbetinden dolayı. İşte bunlar seni ebrar kullar zümresine ilhak etti” buyurdular.”
Ebu Süleyman Abdurrahman bin Atıyye bin Darani der ki: “Ne zaman sufi nüktelerinden bir şey kalbime doğsa, adil birer şahit olan Kur’an ve sünnetle onu desteklemeden kabul etmem.” Hasssiyeti böyle bilmek gerekmektedir. Nitekim Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:
Benim sünnetimi yaşatan beni yaşatmıştır, beni yaşatan beni sevmiştir, beni seven Cennet'te bana komşu olacaktır."
Rabbimiz bizi Rasûlünün sünnet-i seniyyesinden, evliyâ ü asfiyâsının nurlu yolundan, bir göz yumup açıncaya kadar bile ayrı düşürmesin... Sırat-ı müstakîminde dâim, zikrinde, şükründe ve hüsn-ü ibâdetinde ve taatinde kàim eylesin... Onların zümresiyle haşreylesin... Cennetiyle, cemâliyle müşerref eylesin... Âmîn...
|