|
“İksir-i azamdır nutk-ı ehlullah
Taşa değse anı, safi zar eyler
Bir nazar eylese arif-i billah
Çakıl taşlarını mücevher eyler.”
Cenab-ı Hakk biz kullarını dalaletten hidayete, felaketten saadete, aşağılardan yukarılara, vahdete yani kendisine ulaşabilelim diye hiçbir zaman başıboş ve kontrolsüz bırakmamıştır.
Bildiğiniz gibi yeryüzüne indirilen ilk insan bir peygamber olarak gönderilmiş ve insanlığın dünya üzerindeki uzun ve çetin yolculuğunun kaderi böylece belirlenmiştir. Tam bu noktada eşref-i mahlukat olan insanın gerçeğini biraz irdelemek gerekmektedir. İnsan sözcüğü bir teze göre “nisyan” yani unutma sözcüğünden gelmektedir. Dolayısıyla insanoğlu bildiği, iman ettiği gerçekleri unutabilmekte ve unuttuklarının kendisine hatırlatılması gerekmektedir. Bir başka teze göre ise insan sözcüğünün kökeni “ünsiyet” sözcüğüne yani “dost” sözcüğüne dayanmaktadır. Yani insan dost olabilen, sevebilen ve sevilebilen bir varlıktır. Bu dostluk iki insanın birbirini sevmesinden Allahü Teala’ya kadar uzanan geniş bir yelpazeyi kapsar. İnsanı ister unutkan bir varlık olarak kabul edelim istersek dost olan bir varlık olarak kabul edelim her iki durumda da unuttuklarını hatırlatması ve Cenab-ı Hakk ile dostluk yolunun açılması için bir öndere bir rehbere ihtiyaç duymaktadır. Bu nedenle Allah Teala’nın emri ile son peygamber olan Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)‘e kadar birçok peygamber insanlığı irşad vazifesini yerine getirmişler, Efendimiz (s.a.v.) ile birlikte peygamberlik nuru tamamlanmıştır. Peki Efendimiz’den sonra gelecek olan insanların Allah’ı arayışları ve irşadları da nübüvvetle birlikte tamamlanmış mıdır? Pek tabii ki hayır. Cenab-ı Hakk kullarının hidayetlerini, veli kulları ve halkı irşadla vazifeli mürşidler vasıtasıyla devam ettirmiştir. İşte bizden önce, zamanımızda ve bizden sonraki zamanlarda bu irşad vazifesini yerine getiren mürşidler ve öğretilerinin sistemli hale gelmeleriyle meydana gelen tarikatler insanlığın ihtiyaç duyduğu rehberlik misyonunu yerine getirmekte ve bizlere yol göstermektedirler.
İslam’ı özetlemek için kullanılan üç terim vardır biliyorsunuz; İman, islam, ihsan… İman bilindiği üzere Allah’a imandan başlayıp imanın esasları ile devam eden inanma durumu, islam islamın beş şartında özetlenen fakat birçok incelikleri olan ibadetler yani kulluğun gereklilikleri denilebilir. Bir üçüncü terim var ki ihsan, kendi içinde birçok anlama sahip olmakla beraber ahlak güzelliğine sahip olmak olarak değerlendirilebilir. İşte bu açıdan bakıldığında ihsanın sırrına vakıf olmak için belirli bir terbiyeden ve disiplinden geçmek gerekmektedir. Eskiden okullarda riyazet-i bedeniye denilen bir ders varmış örneğin. Bugünkü adıyla beden eğitimi dersi. Tasavvuf da tam bunun gibi bedene değil tamamen ruha yönelik bir terbiye ve eğitimdir. Yani iç dünyamızın terbiye edilmesi, onarılması, kirlerden paslardan temizlenmesi ve saf hale getirilmesi faaliyetidir. İnsanın bunu kendi kendisine tek başına yapması çok zor istisnalar dışında imkânsız ve oldukça tehlikelidir. Çünkü kişi doğru yolu bulamazsa hüsrana uğrar ve asla asıl amacına yani Rabbine ulaşamaz. Zaten konuşmamızın başında da değindiğimiz gibi insan yolunu şaşıran, unutan, rehbere ihtiyaç duyan bir varlıktır.
Tüm bu söylediklerimizden yola çıkarak şunu diyebiliriz o zaman yolumuzu şaşırmamak için bir rehbere yani kâmil bir mürşide ihtiyacımız vardır. Dolayısıyla bir tasavvuf okuluna kaydımızı yaptırmamız gerekmektedir tıpkı dünyevi ilimleri aldığımız okullar gibi. Akıbetimizin hayır olması için buna ihtiyacımız vardır. Bakınız bizim uzun cümlelerle anlatmaya çalıştığımız bu gerçekleri Efendimiz Hasan Burkay Hazretleri Divanı’ nda nasıl ifade etmiş:
İrşad ehlinin sözü Hak ehlini bulagör
Mürşidinin Hak gözü Hayır dua alagör
Can u dilden ver özü Hüdaverdi diyegör
Akıbetin hayrola !!! Akıbetin hayrola !!!
Cenab-ı Hakk bir ayet-i celilede “ Bilmiyorsanız öğüt veren, kitap tanıyanlara sorunuz.” Buyurmaktadır. Bu ayet-i kerimenin batıni manası ise “ Bir mürşid-i kâmil bulup ona biat edin; onun izni ile zikre devam edin.” Demektir.
…………………
Gir tarik-i müstakime ol ihvan
Al şefaat, böyle olunur mihman
Terk-i siva etmelisin ey insan
Hüdaverdi’yle bulursun çok ihsan.
Aidiyet bilindiği gibi insanların fıtratlarından gelen bir özellik. İçimizde duygusal bir şifre aidiyet. Şöyle bir düşünün nelere aidiz. Hepimizin bir milleti, ırkı var. Sonra ailelerimiz var, sevdiğimiz içinde bulunmak istediğimiz topluluklar var. Bu noktada belki de en önemli konu aidiyetimizin farkında olmak !!! Anlamak, idrak etmek ve sırrına vakıf olmak… Bakın Efendi Hazretleri bu farkındalığı nasıl ifade etmişler;
Zenciri aşka uyalı
Ne olduğunu bilmek gerek
Bu yola başın koyalı
Ne olduğun bilmek gerek !!!
(………………………………………)
Yolda savsaklayanlar, yalpalayanlar bastığı zeminden emin olmayanlardır unutmayalım.
Bakınız Efendi Hazretleri bu konuda nasıl buyurmuşlar;
Bir gönüllüm var benim
Ben yok, odur yüreğim.
Terziler köyündedir
Canım cananım benim
Elim köklü daldadır
Gözüm Hak yolundadır
Mevlam yardım eylesin
Hüner iyi haldedir.
(…………………………………………………)
Tasavvuf yolundaki bir başka önemli olgu ise sadakattir. Sadakat kelime anlamı olarak dostluk, vefalılık, içten bağlılık, doğruluk ve yürek doğruluğudur. Bakın yine sevgi noktasına geldik. Sevgi ve istikamet şarttır. Muhabbet olmadan dostluk ve bağlılık olmaz. Hazreti Ebu Bekir’i hatırlayın. Malıyla ve canıyla tüm varlığıyla İslam yoluna ve Efendimiz (s.a.v.)’ e adamıştı kendisini. Zira iman etmişti ve çok sevmişti. Ciğerinden yanık kokusu gelecek kadar dalmıştı muhabbet deryasına. İşte bize en güzel örnek.
Kainatın Efendisi bir hadisinde “ Yolunda sadık olanlar necat bulur” diyerek sadakatin önemine değinmektedir. Efendi Hazretleri de divanında Hüda’nın sadıklar ile beraber olduğunu ve yolumuzun sıddıkların yolu olduğunu ifade ile şöyle diyor;
İyi dostu seçelim
Yoluna can verelim
Hüda sadıklar ile
Sıddikların yolu bu.
……………………………………………………………
Bunca sözden geriye kalan şu aslında; Mürşidinizin adı geçtiğinde içiniz titreyip gözleriniz doluyorsa, cemali aklınıza düştüğünde bütün dünya gözlerinizden siliniyorsa ve onu andıkça burnunuzun direği sızlıyorsa bağlanmışsınız demektir. Efendim himmet dediğinizde Evladım!!! Diyen bir kapı açılıyorsa önünüzde yolunuz mübarek ola kardeşler.
Üstazın göçmez kardeş ağlama sen ol yakın
Ruhen yaklaş sen ona deme uzaktır sakın
Andıkça isimleri hayat bulacak sırrın
Adı olurmuş deli Mevlayı sevenlerin. |