Giriş
     
Tasavvufi Şahsiyeti PDF Yazdır E-posta

"Üstazın göçmez kardeş,ağlama sen yakın ol
Ruhen yaklaş sen ona,deme uzaktır sakın
Andıkça isimleri hayat bulacak sırrın
Adı olurmuş deli,Mevla’yı sevenlerin… ”

HASAN BURKAY


O, Peygamber Efendimiz(s.a.v.)in yaşayışına, görüşlerine, hal ve hareketlerine ayna vazifesi gören bir şahsiyetti. Kendisine baktığımızda Efendimiz(s.a.v.)in halleriyle hallenmiş olarak tüm insanlığa örnek olduğunu görürdük. Her iki cihan saadeti için benimsediği görüşleriyle bizlere Hakk yolda ışık oldu…

Sosyal hayatta en önemsediği konu yetişen nesildi. Bu yüzden çocuk terbiyesine çok önem verir, bu terbiyenin de ancak din terbiyesiyle birleştiğinde fazilet sağlayacağını bildirirdi. İnsanlara çok değer verirdi. Hasta ve kabir ziyaretlerinde bulunur, bunları islami bir vazife kabul ederdi. “İnsanoğluna en büyük nasihat ölümdür.” görüşündeydi. Ayrıca selamlaşmayı tavsiye eder, selamda Hakk’ın rahmeti olduğunu söylerdi. İnsanlara olduğu kadar hayvanlara karşı da şefkat sahibiydi, onlara zulmetmezdi. Ona göre mide ve ruhun dinlenmeye ihtiyacı vardı; midenin dinlenmesi oruç ile, ruhun dinlenmesi de ibadet ile mümkündü ve en büyük ibadet olan namazı manevi reçete sayardı. “Şöhret afettir.” der, yapılanların Allah(c.c.) ile kul arasında olmasına işaret ederdi. Kul hakkı ve haram kazançtan sakınmak için ticaret usulüne mesleklere dikkat buyururdu. Edebiyata karşı ilgiliydi, kulağa hoş gelen bir uyumla yazıma ve konuşmaya özen gösterirdi.

O’na göre tasavvuf, İslam dininin özüydü. Tasavvuf ilminin içinde muhabbet gizliydi ki; bu yolun yolcularını her iki cihandan da vazgeçirir, sevdiğinden başkasını düşünemez olurlardı. Tasavvuf yolunun mürşidi de mücahede sahibi, zühd ve takvaya sımsıkı bağlı olmalıydı. Rabıtaya çok önem verirdi. Rabıta; kişinin gönül verdiği zatın şemalini her an aklında tutarak, ondan gayrısını unutup, daim onunla meşguliyet halidir. Bize, bu yolda benlikten ve keramete takılı kalmaktan sakınılmasını bildirirdi. Onun görüşü, tasavvuf ehlinin benliğinden sıyrılmış, alçakgönüllü olmasıydı. Ayrıca asıl kerametin Allah(c.c)ya yerli yerince kulluk yapabilmek olduğunu,İslam’dan habersiz birinin, havada uçtuğu dahi görülse, ona itibar edilmemesi gerektiğini söylerdi. Keramet sadece gerektiğinde yolu kuvvetlendirmek içindi. Çokça zikir ve şükürde bulunulmasını, kendisi bizzat örnek olarak tavsiye ederdi. O’na göre zikir, kendini gafletten kurtarmak demekti, zikir tasavvuf ehlinin en önemli kelamıydı. Ayrıca dikkat çektiği bir diğer nokta da; amelin ihlas ile olması, arkasını da tevkküle bırakmasıydı. “İhlas; ameli riya ve hileden korur, tevekkül de tam teslimiyeti sağlayarak kişiyi Allah(c.c.)ya yakınlaştırır.” görüşünü benimsemişti.

Zamanımızın maruf mutasavvıflarındandı. Tasavvufi görüşleri kendi zatında da aynen zuhur etmişti. Fakat O, bu yoldaki derecesinin yükseldiği kadar da tevazu sahibiydi. Yaşadığı bu hal üzere de alem değiştirdi…

Bookmark and Share

 

Hüdaverdi Kız Öğrenci Evi

Şu anda 25 ziyaretçi çevrimiçi