Giriş
     
Hizmet Ufku = KERAMETÇİLİKTEN AKSİYONA PDF Yazdır E-posta

“Kanal 7’de yayınlanan İstanbul Bülteni programına konuk olan Hüdaverdi Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı ve Kurucusu Üstadımız Hasan Burkay Hz. ile gerçekleştirilen “Vakıf” konulu sohbettir.

Yıl:1995”

“ Vakfın genel hizmetlerini anlatır mısınız? ”

Hasan Burkay Hz: “Efendim, vakıf müesseseleri bize geçmişten kaynaklanıyor. Malum aliniz bugün yeryüzünde 5 makam vardır. Birincisi “Beytullah”, ikincisi “Ravza”, üçüncüsü “Kudüs”, dördüncüsü “Mescid-i Aksa”, beşincisi Bursa’da “Cami-i Kebir’dir. Bu ikinci büyük makam Ravza-i Mutahhara’nın yerini iki cihan serveri satın alır ve bugün İslam alemine hediye etmiştir. Elan ziyaretgahtır. Buradan kaynaklanarak biz de Müslüman milletimize daha gayretli biz hizmet verebilmek için malum aliniz atalarımız “tek elin nesi var çift elin sesi var, damlaya damlaya göl olur bakmaya bakmaya el olur” demişler. Biz de kıymetli kardeşlerimizi bir araya getirerek 1990 yılında Hüdaverdi Vakfı ismi altında bir vakıf kurduk.


Kendi çabamızla bir takım hizmetler veriyoruz. Ama bunları yeterli bulmuyoruz. Gelecekte daha büyük hizmetlere soyunmak istiyoruz.

Bu nedenle bazı sosyal toplantılar yapıyoruz. İlkini Ankara’da saniyen Bursa’da ve iki gece de önce İstanbul’da Şeyh Şamili tanıma ve tanıtma geceleri yaptık. Bazı vakıf pazarları ihdas ettik. Böylelikle vakfımızı palazlandırmak güçlendirmek niyetindeyiz. Bu palazlandırma güçlendirme neticesinde inşallah efendim müctehid çocuklarımıza burslar vermek köyümüzü bir ilim ve irfan yuvası yapmak anaokulundan üniversiteye kadar gönlümüzde böyle büyük şeyler yatıyor. Cenabı Hak’tan da tahakkukunu diliyoruz. Bu gibi hizmetleri yerine getirebilmek  için de müşterek çalışma içine girdik. Zira Hz. Allah malum aliniz “Len tenalül bira hatta tunfiku mimma tuhibbun” Siz birr-u hayra nail olamazsınız infak etmedikçe, Allah için vermedikçe! Evet Cenabı Hak madem böyle emrediyor, biz de Allah için say-ü gayret ederek kazanıcaz ve Allah için vermesini bilicez.

Vakıf müesseseleri dediğim gibi İslamın başlamasıyla başlamıştır ve kıyamete kadar da devam edecektir. Vakıf demek Allahın malı demek. Öyle ise insan kendi malından daha titiz kendi malından daha önem vermek mecburiyetindedir. Vakıflar ne için ihdas edilmişse gayesine uygun kullanılmalıdır. Hesap kitabı gayet açık seçik güzelce yapılmalıdır. İnşaallah büyük mesuliyetler vardır.

Kainatın Efendisi “El Cemaati Rahmetün vel firkatü azabün” buyurmuşlar. Cemaatte toplulukta rahmet vardır, ayrılıkta azap vardır. Bu nedenle bu vakıfların sesinin bir noktadan çıkmasında da büyük faide vardır. Devlete fayda vardır millete fayda vardır. Vakıflar Allah için kurulmuş kuruluşlar olduğu için iyiyi doğruyu güzeli  gösterir, ona yönlendirmeye çalışır. Bu bakımdan böyle birleşme teşkilatını çok makul karşılıyorum. Ve ilk fırsatta Hüdaverdi Vakfını da bu vakıfların arasına katmak isteriz.”

“ Türkiye de vakıflar görevlerini yerine getirebiliyorlar mı? ”

Hasan Burkay Hz: “Bidayette çok büyük vakıflarımız vardı. Her vakfı kıyamete kadar idame ettirecek yan gelirleri de vardı. Lakin kahra uğradı. Uzun yıllar ihmal edildi. Gayesinin dışında kullanıldı hatta satıldı.

Bu nedenle bugünkü vakıflarımız inşallah tekrar derleyip toparlayıp bu müesseseleri asliyetine kavuşturur. Bir örnek verecek olursak ben böyle bir hikaye dinledim:

“Valide sultan cami yaptırdı, hamam yaptırdı, hastane yaptırdı; bu hamam, hastanenin yan gelirlerini ortaya koydu ve vasiyet etti. Bu müesseselerden fakir fukara istifade edecek bunlardan 1 kuruş alanın on tırnak yakasında olur. Halbuki idareciler Guraba hastanesi hudutları dışında bir yazıhane kurmak suretiyle oradan kesmeye başladılar. Bu büyük vebalin altına da girmek istemediler, bunu parasız yapmak da işlerine gelmedi. Böylelikle hastane hudutları dışında bu işi yaptılar.”

Vakıflarımız çok zengin idi. Rabbim asliyetine kavuştursun. Öyle acaip garaip vakıflar vardı ki; mesela Türkiye’ye gurbetten gelmiş leylekler gidemeyecek durumda ise sakatlıkları var ise hastalık kendisine arız olmuş ise bu leyleklere bakma var idi. Çeyiz yapamayacak kızlarımıza çeyiz yapma vakfı var idi ve daha pek çok akla gelmedik her türlü şey böyle vakıflara bağlanmıştır.

Geçiminden şikayet eden halinden şikayet eden kimseler yok idi.
Malum aliniz Ömer İbn-ü Abdülaziz döneminde Müslümanlar zekat verecek kimse bulamıyorlardı. Zekatı dış ülkelere yolluyorlardı. Zekat müessesemiz de böyle çalışacak olsa içimizde naçar kimseler olmaz. Herkesin kendine mahsus kendine has bir güzel geçim tarzı temin edilmiş olur.Bu nedenle biz inşallah milletçe İslamı gayet güzel öğrenmek mecburiyetindeyiz.

Kainatın Efendisi “Ümmetimin dertleriyle dertlenmeyenler bizden değildir”. Öyle ise her birerlerimiz bu dünyanın ucundan tutmak, her türlü sahada yetişkin eleman meydana getirmek ve güzel hizmetler vermek mecburiyetindeyiz. Bu da insan kapasitesinin yükselmesi ile olacak.

Efendim şüphesiz son zamanın büyükleri, keramat-ı kevniyye zamanı geçti. Günümüz kerama-tı ilmiye zamanı diyorlar. Bu nedenle ilme yeterli önemi vermek mecburiyetindeyiz.

Cenabı Hakk “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” diyor. Bu nedenle biz de inşallah gençliği güzel yetiştirmek mecburiyetindeyiz. Tek kanatlı kuş uçmaz. O bir kedi köpeğin nasibi olur. Öyle ise gençlik çift kanatlı yetiştirilmeli. Çünkü biz sade etle kemikten ibaret değiliz.

Alay-ı illiyinden içimize gelmiş bir misafir var. “Ruh”. Onu da doyurmak, onu da tatmin etmek mecburiyetindeyiz. İstikrarlı bir gençliğe, istikrarlı bir vücuda kavuşmak istiyorsak; bu vücudun iki çeşit olan gıdasını vermek lazımdır! Bizi bizden daha iyi bilici olan Hz Allah, “Bir vucut günde beş kere huzurumda durması ile ruhani gıdasını alır.” diyor. İşte bu iki gıda verilecek olursa yavrularımıza önümüz aydınlık olur.”


“ ... gençliğimizin iki çeşit ihtiyacı var .”

Aldığımız parada bereket bulabilmek için aldığımız kadar milletimize vermek lazım onu hak etmek lazım. İnşallah her emekçi kardeşimizin bu şekilde düşünerek vermesini diliyoruz.

Efendim tabi sözlerimiz Allahın kelamı ve Habibi Edibi’nin güzel sözleri ile takviye etmek istiyoruz. Kainatın Efendisi (sav) buyuruyor: “Maşrıktaki bir müslümanın ayağına batan bir dikenden mağrıptaki Müslüman acı duymadıkça gerçek imana sahip olmaz.”

Öyle ise gerçek imana sahip olmak istiyorsak yeryüzündeki bütün Müslümanlarla gücümüzün yettiği kadar ilgilenmek mecburiyetindeyiz. Yeryüzündeki Müslümanlar ittihat yapmak birlik ve beraberliğe geçmek mecburiyetindeyiz. Bunun için biz üç nokta üzerinde duruyoruz: “Yazışma olabilmeli, konuşma olabilmeli, şekilleşme olabilmeli.”

Demek istiyorum ki yeryüzünde İslam aleminin kendine has bir alfabesi olmalı. Kendi alfabemiz de olsun. Bir de böyle genel bütün İslam alemini ilgilendiren bir alfabesi olmalı. Bir de dili olmalı. Atalarımız “İnsanlar konuşa konuşa” diyor. Biz konuşamadığımız için bir yere varamıyoruz. Bütün kültür antlaşmalarımız bir protokolden öteye gitmiyor. El sıkışma birer çay, nasıl toplandıysak öyle dağılıyoruz. Bu hiçbir surette yeterli değildir. Meselelerimizi masanın üstüne koymalı, birbirimizi tatmin edecek şekilde antlaşmalı. Müslümanlar birbirleri ile  kavga etmezler. suhuletle meselelerini hallederler. Hz Allah(cc) bizi kardeş yapmış ve aramızda anlaşmayı sağlamamızı emretmiş. Suhuletle aynı zamanda bu nasıl olur; yazışmayla olur, konuşmakla olur. bir araya gelmekle olur. Tabi bugünkü mevzuat neyi gerektiriyor bilmiyoruz, onu idarecilerimiz daha iyi bilir. Ama bütün bu İslam alemine milletçe el uzatmamız Allah’ın emridir, Peygamber’in emridir, insanlığın emridir.

Efendim Yüce Mevlana’nın güzel bir sözü var “Bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir. Buraya çirkin giren rana çıkar cahil giren alim çıkar.” Her şeyin yarımı felaket tamamı saadettir. Biz bazı hususları maalesef yarım almışız.

Bunlardan bir tanesi: “Gördün mü bak hocam İslam dini de oku diyor.” İslam sade oku demiyor. Biz bu yarımı aldık, tedrisatı noksan yaptık Bunu tamamını almak mecburiyetindeyiz. Bir insan fatihadan sonra ‘ikra’ dese, rükuya gidemez, namazı sahih olmaz. “Bismi rabbikellezi halak” Hz Allah “Benim adımla okuyun!” diyor Allah’ın adıyla okuyun.

Efendim bir kötü insanın başına bir polis, bir bekçi dikseniz, kaşla göz arasında o kötülüğü yapar. Ona dikilecek yegane şey Allah korkusu, Allah sevgisi, Allah saygısı. Biz inşallah gençliğe bu gözle bakacak, gençliğimizin iki çeşit ihtiyacını karşılayacak olursak , gençlik vatanına milletine hizmeti bir borç bilecek, güzel neticeler verecek. Zaten bütün güzel neticelerin arkasına bakacak olursan muhakkak bizi bulacaksın. Amerikalı astronota, “Aya ilk basan kişi buraya ne yazdı?” dediler: “Bu aya ilk basışımız, Ali Kuşçunun hatırasıdır.” Senin deden Ali Kuşçu astronomi ilmini tahsil etmiş,  eser vermiş. O eseri Amerika önüne açmış, okuyacağı zaman 2 dakika ayağa kalkıp saygı duruşunda bulunmuş, o eser de meyvesini ona vermiş.

Rabbim inşaallah  bize ilm-i nafi, hayırlı ilim versin. Peygamber Efendimiz (sav) “Ya Rabbi bizi sana yaklaştıracak ilmi ver senden uzaklaştıracak ilimden sana sığınırım” diyor. Sade ilim de yeterli mi efendim? Bir de “amel-i Saliha” gerekli. İmanın peşi sıra imanın çeki taşı gibi imanın nimet olabilmesi için amel-i saliha gerekli. Öyleyse biz amel-i salih, ihlas istiyoruz. Ondan sonra da “vera”. Şüpheli şeylerden sakınmak. Allah Rasulü “Haramla helal ayırt edilmiştir. Şüpheli şeylerden sakınınız” diyor. Biz inşallah bu İslami kurallara uyacak olursak, İslamı bizatihi yaşayacak olursak, yeryüzümüzün efendisi Müslümanlardır. Biz Müslümanlığı bizatihi yaşayacak ve dış ülkelere taşıyacak olursak, yeryüzünde Müslüman olmadık tek fert kalmaz. Yeryüzü İslama susamıştır.

 

Bookmark and Share

 

Hüdaverdi Kız Öğrenci Evi

Şu anda 6 ziyaretçi çevrimiçi