Giriş
     
Hicretin Hayatımıza İzdüşümleri PDF Yazdır E-posta

         Yeryüzünün tek rehberi Hz.Muhammed Mustafa’nın(sav), Mekke putçularına gücenerek Medine’ye göçmesi hadisesi olan Hicret; Hicri yeni yılın da başlangıcıdır.Bu manasıyla çok önem taşıyan hicret hadisesi,daha  birçok açıdan da incelenmeye değer bir vak’adır.Miladi tarihle 16 Temmuz 622’de

gerçekleşen hicret,bizim bugünkü yaşamımıza da ışık tutar,yol gösterir.İslam uğruna mücadele edenlerin kavuşacakları mükafatları,İslam’ın kardeşliğe verdiği önemi ve bu kardeşliğin nasıl doruklarda yaşanabileceği,ancak inancımız uğruna yaptığımız fedakarlıkların,o inancı yaşatabileceği ve daha bir çok konuda bizim kulağımıza çeşitli hakikatleri fısıldar hicret.Bu konuyu çok hikmetli bir şekilde ele alıp,incelemiş ve bizlerin istifadesine sunmuş olan Hasan Hüdaverdi Hazretleri’nin(ks) yazısını paylaşalım sizlerle…
           HİCRİ YILBAŞI

        (  Cenabı Hakk bütün İslâm Aleminin elem ve kederlerini sona erdirsin ve bütün müslümanları Resûlullah Efendimizin (SAV) Yesrib'e (Medine-i Münevvere) varışında ensar ve muhaciriyn'i birbirini kardeş kıldığı gibi birbirimize kardeş eylesin.
Kainatın Efendisi,insanlığın önderi,ins ve cin peygamberi Hz.Muhammed Mustafa(sav) Efendimiz öyle bir zamanda dünyaya geldi, öyle bir zamanda peygamber olarak gönderildi ki,dünya milletleri arasındaki ilişkilerde “Hak,haklının değil,kuvvetlinindir.” prensibi geçerli sayılmakta idi.
Aynı yüzyılda Arabistan’da ise cahiliye adetleri hüküm sürmekte idi.Ortalıkta güven ve huzur kalmamıştı.
İşte Kainatın Efendisi,böyle berbat,acımasız,karanlık bir zamanda ve ahlak namına ahlaksızlığın alabildiğine hüküm sürdüğü bir zamanda,insanların ezildiği,haksızlıkların övünme vesilesi edinildiği bir ortamda,cahiliye çağının karanlık hayatına güven,mutluluk ve sevinç güneşi olarak,dünya ve ahretimizi temin için doğmuştur.
        Haksızlığa karşı mazlumun yanında,zulmün ve zalimin karşısında,şefkatli,merhametli,yardımsever ve dürüst,emin ve güvenilir bir insan olarak Tevhid mücadelesini sürdüren son,tek,bir lider olarak Allah(cc) tarafından Muhammed’ül Emin olarak gönderilmiştir.
Korku ve dehşetin hakim olduğu bir dünyayı,korkusuzca yaşanabilen bir umut haline dönüştürmeyi başarmıştı.
Hicret olayı,dünya tarihinde eşine rastlanmayacak bir büyük toplumsal dayanışma örneğidir.
İslam uğruna bütün güçlüklere katlandıktan sonra iktisadi ablukaya uğratılan çok muzdar durumda bırakılan Müslümanlar kalplerini birleştirmek suretiyle ve birbirlerine gönül dostluklarını sunarak kafileler halinde Medine’yi Münevvere’ye Hicrete koyulmuşlardı.
Müslümanlar doğup büyüdüğü,ekmeğini yiyip,suyunu içtiği,havasını teneffüs ederek geliştirdikleri sılalarını Allah(cc) ve Rasulü’nün(sav) hoşnut olmaları için terk ediyorlardı.
        Bütün varlıklarını,evlerini barklarını,inanmayan aile yakınlarını bile feda ediyorlardı.İslam davası uğruna anadan,yardan,ocaktan,sıladan,evden,barktan,bahçeden,bağdan,ticaretten,servetten vazgeçişin derinliğine ve anlamlığına başka bir din ve doktrin tarihinde rastlanmaz.
       Yine Hicrette birbirini tanımadığı halde,birbiriyle en içten duygularla kardeş olan insanlara hiçbir inanış ve doktrin tarihinde rastlanmaz.
Ensar; Muhacir kardeşlerine evlerinin en güzel kısımlarını tahsis ediyorlar,bahçe gelirlerine ortak yapıyorlar,sermaye vererek ticaret yapma imkanı hazırlıyorlardı.İlk yıllardaki ganimet hisselerinden,muhacirler lehine feragat ediyorlar,hatta kendileri ihtiyaç sahibi oldukları halde,kardeşlerini kendilerine tercih ederek,kendileri aç kalmak pahasına kardeşlerini doyuruyor,giydiriyorlardı.
Hicretten sonra güçlenen Müslümanlar,Mekke’yi feth etmişlerdir.Rahmetenlil Alemin olarak gönderilen Peygamberimiz,kendisine her türlü işkenceyi reva gören,kendisini öz yurdundan çıkaranları büyük bir af muamelesi ile bağışlamış,af etmiştir.
Bu büyük müsamaha ile onları İslam’ın gölgesinde birleştirmiştir.O, Kabe içindeki putları kırarak,gerçek hedefin Tevhid’i gerçekleştirmek olduğunu göstermiş oluyordu.
       Maalesef yirminci asır,devri medeniyet gibi parlak laflar yaparak,halimizi görmezlikten geliyoruz.İnsanlık günümüzde de,İslam öncesi cahiliye çağının bünyesindeki rahatsızlıkları, toplum hayatında taşımakta,cahiliye çağının bunalımlarını yeniden yaşamaktadır.Terör,anarşi,dehşet,zulüm ve haksızlıklar bütün dünya insanlığını tehdit etmektedir.
       Bu sebeple Peygamber Efendimiz’in mücadelesi ve O’nun dünyaya sunduğu nizam,insanlık için her zaman olduğu gibi,bugün de öneminden hiçbir şey kaybetmeyen canlılığını sürdürmektedir.
      Hicret olayı Peygamberimiz’in mücadelesinde önemli bir dönüm noktasıdır.1431. yılını idrak ettiğimiz bu hicret yılı,başından yeniden incelemek ve üzerinde önemle düşünmek,toplumun müstağni kalamayacağı bir husus niteliğindedir.
      Özellikle Müslüman milletler,bu konu üzerinde hassasiyetle eğilmeli ,genciyle,yaşlısıyla,öğrencisiyle,öğretmeniyle,işçisiyle,işvereni ile,köylüsü şehirlisiyle,her yaş ve meslekten insanlara hicret ve vücuda getirdiği sonuçlar üzerinde düşünme,okuma,anlama faaliyetini yürütmeli,Hicret için çekilen acılar hatırlanmalı,Hicret yolcularının içli duyguları vecd üzere terennüm edilmeli,
*Medineli ilk Müslüman olan Es’ad bin Zürare,
* Peygamberimiz’in Medineliler için gönderdiği ilk öğretmenlerden olan Mus’ab İbni Umeyr,
*Sabahleyin kanlı bir olayın kurbanı olmayı göze alarak Hicret akşamında düşmanı şaşırtmak için Hz.Peygamber’in yatağına yatmaktan kaçınmayan ve bu suretle Efendimiz’in hicret yolunda gitmesini kolaylaştıran Hz.Ali (kv)
*Takipçileri yaklaştıkça Allah Resulü hesabına korkan Hz.Ebubekir(ra),
*Evlerini, barklarını terk ederek yola düşen garip Müslümanları bağırlarına basan Medineli Ensarı tanıtıcı programlar düzenlenmelidir.
          Allah Resulü(sav), O gün İstanbul’umuzun medar-ı iftiharı olan,Türkiye’mizin incisi,Resulallah’ın hediyesi Medine-i Münevvere’li Eba Eyyub Ensari’ye nasip olmuştu.
         Peygamberimize bakın ki,sevgili ev sahibi,kendini altı aya yakın misafir edip her gün sevgisini biraz daha artıran sevgili sancaktarını İstanbul’a elçi göndermiş,O’nun elini Fatih Sultan Mehmet’e vermişti.Sevgili ümmetinin sönmez  akıncı ruhu olan Türk’ü misafir olduğu insanın ebedi misafirliği ile şereflendirmişti.
        İşte çok kısa zamanda yayılan Allah’ın (cc) son dini İslamiyet, 40 sahabi ile başlayıp,şu 15 asırda bir buçuk milyarın üzerine çıkmış bir ümmettir.

 

Gah uzun, gah kısa aylar sayarak,
Koparıp takvimi yaprak yaprak,
Anbean son damla düşmek üzeredir,
Ölçek hemen dolup taşmak üzeredir,
Son saniye kurtulunca boşluktan,
Yeni bir kapı açacak zaman,
İçimizde hem kanat çırpıntısı,
Hem de derinden derine bir sızı,
Düşüneceğiz yeni yılımızı) 
Hasan Hüdaverdi Burkay’ın Mev’iza-i Hasene 3 Kitabından alıntıdır.

Bookmark and Share

 

Hüdaverdi Kız Öğrenci Evi

Şu anda 21 ziyaretçi çevrimiçi