Giriş
     
Sevgin Kaderini Belirler PDF Yazdır E-posta

SEVGİN KADERİNİ BELİRLER
      Nuayman, bazı zamanlar içki içen biriydi. Allah Resûlü O’na da, diğer insanlara yaptığı gibi,yapması ve yapmaması gerekenleri anlatırdı. Nuayman’ın bu yaptığı  şey bir günahtı.Sahabeden biri, ona kınayıcı bir söz söylemişti ama, Allah Resûlü, kaşlarını çattı ve: "Kardeşinize karşı şeytana yardımcı olmayın. Allah'a yemin ederim O, Allah ve Resûlü'nü sever" buyurdu. Allah ve Resûlü'nü sevme; onlarla beraber olmayı netice vereceğinden, böyle bir insan, her ne kadar günah da işlese, kötü söze muhatap olmayı hak etmiyordu. Çünkü  O, Allah ve Resûlü'nü sevmektedir. Bu sevgi ise farzlarını yapan, büyük günahlardan kaçınan birisi için Resûlullah ile beraber bulunmaya yeterdi. Çünkü, kişi sevdiğiyle beraber olacaktı...
Efendimizin bu hatırlatmasını duyan sahabeler sevinçlerinden uçacak gibi olmuşlardı. Çünkü hepsi de  Efendimiz’i (sav) seviyorlardı. Efendimizi sevenleri seviyorlardı... İslam ahlakıyla yaşayanları, günahtan kaçanları, haramdan uzak duranları, kötü alışkanlıklardan korunanları seviyorlardı.
Şurası unutulmamalıdır ki, insanın ilgi duyduğu dost ve sevdiklerinden ahlaki alışkanlıklar alıp, davranış şekilleri benimsediği bir gerçektir.

       Bundan dolayı Efendimiz (sas) “Kişi, sevdiğinin dini üzeredir” buyurmuştur. Yani sevdiği insanın özelliklerinin kendisine de sineceğini, aksedeceğini bildirmiştir...

       İnsanın güzel olana benzeme (aynileşme) temayülü ruhunda vardır. Bu bir arayıştır.
Hazreti Peygamber'in: "Kişi dostunun dini üzeredir. O halde kiminle arkadaşlık ettiğine dikkat etsin.", "Kişi sevdikleriyle beraberdir." hadisleri de bu manada yorumlanabilir. "Mü’min mü’minin aynasıdır" ile Hazreti Peygamber'in iki elinin parmaklarını birbirine geçirerek "Müminler bir binanın tuğlaları gibi birbirini destekler"meâlindeki hadislerden de anlaşılacağı üzere, kişi hangi insanlarla beraber olursa yavaş yavaş onların huy ve alışkanlıklarını edinmeye, onlar gibi olmaya başlar. İyi insanlarla dostluk da aynı bunun gibidir.
       Sohbet ve arkadaşlığın kişinin şahsiyet, ahlak ve karakteri üzerinde derin tesiri vardır. Bir arkadaş diğerinin özelliklerini, ruhi ve manevi bir etkilenme sonucu değiştirir. Eğer o kişi, fasık, kötü ve şerli birini arkadaş edinirse, bilmeden ve tedricen onun da ahlakı bozulur, sıfatları değişir, onların seviyesine inerek onun özelliklerini elde eder. Aksine iman, takva ve istikamet sahiplerini dost edinirse, kendisi de onların derecelerine yükselir.
Nitekim bu konu verilen misalde şöyle denmektedir:

Ormanda yeşillikler içinde yürüyen bir adam, çalı yapraklarının gül gibi koktuğunu anlayınca merak edip sormuş:

-Bu çalı yapraklarında gül kokusu var, nedendir acaba?.. Demişler ki:

- Rüzgarın gül ağacından uçurup getirdiği yaprakları bunlar misafir edip sahip çıktılar. Güllerle uzun zaman dostluk kurup birlikte oldular... Gülle dostluk kuran elbette gül gibi kokacaktır. Gülün güzel kokusu ona da sinecektir. Meşe yapraklarındaki gül kokusu beraber olduğu güllerden gelmiştir...

       Fiziki beraberlik ahlakın şekillenmesinde önemlidir ancak gıyaben şahıslarını ve hallerini düşünmek de fayda verir. Çünkü bir kişi hayalinde, dimağında ve kalbinde neyi tasavvur ederse, fiillerinde de o tezahür eder (açığa çıkar) ki, rabıta (muhabbet) de bundan ibarettir.
Çok fazla hayranı olduğu bir ses sanatçısını örnek alarak, sürekli onu dinleyen birinin ses renginin o sanatçıya ne kadar benzediğine şahit olmuşuzdur.İnsan sesinin bile değişime uğramasını sağlayabilen “örnek alma”  duygusu,ahlakın şekillenmesinde çok kritik bir öneme sahiptir.

       Cenab-ı Hak Kur’ an-ı Kerim’ de:
Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun.” buyurmaktadır.
Burada sadıklardan murad, mürşid-i kamillerdir.Çünkü ezelde verilen söze en fazla onlar sadakat göstermişlerdir. Onlarla her zaman beraber olmanın yolu rabıtadır, yani muhabbettir.
Dünyada, Allahu Teala’ya hakiki kul olmaya çalışan ihlaslı kulların arasına girmek, ahirette cennetlere girmeye sebep ve vesiledir.

       Her sanatın uzmanı, o ilim ve sanat mensupları için örnek ve ideal insandır. Tasavvufta hedeflenen insan-ı kamil modelidir.Bunun için müridlerin gönlüne kamil bir model konur, ve mürid onunla aynileşmeye çalışır. "Her yiğidin gönlünde bir aslan yatar" "Üzüm üzüme baka baka kararır" gibi atasözleri kalbi bağlılık ve fiziki beraberlik sonucu meydana gelecek etkilerin sonuçlarını ifade etmektedir.
Rabıta bir bakıma başkalarına benzeme ve taklid arzusunun tezahürüdür.
       Bu yönüyle tasavvufi eğitimde bir terbiye vasıtası olarak görülmüştür. Çocuklukta anne-babayı taklitle başlayan, öğretmen ve ideal şahsiyetleri taklitle gelişen insandaki benzeme duygusu, fıtridir. Her insanın hayatında bunun belli bir yeri vardır. Ancak burada taklitten kastedilen, gelip geçici hevesler türünden olan benzeme değil, aynileşmedir. Zira basit taklitler, moda gibi gelip geçicidir.Aynileşme ise taklidin bir ileri derecesidir.


       Tasavvufta rabıtanın amacı “rabıta-i huzur” dur. Yani kişinin daima huzuru ilahide bulunduğu duygusunu sağlamaktır. Her an Allah’ı karşımızda görür gibi yaşamaktır. Bunu sağlamak ise çok zordur. Çünkü Allah müşahhas (gözle görülen) bir varlık değildir. Öyleyse salikin bu yoğunluğu yaşayabilmesi için müşahhas bir varlığa ihtiyaç vardır. İşte rabıtanın objesi (kendisiyle irtibat kurulan) Allah’ın en mükemmel tecellilerinin mazharı olan insan-ı kâmil suretindeki mürşid-i kamildir.
       Rabıta ise salikin mürşidinin iman, islam ve ihsandaki kemalini bilmesi dolayısıyla ona karşı oluşan sevgisi sonucu mürşidin gıyabında da sanki onunla fiziken birlikte gibi davranması halidir.

Mevlana (k.s.) buyurur:

"Cins, cinsine ebediyyen aşıktır."

       "Kulları tehlike ve badirelerden kurtarmak için gönderilmiş olan peygamberlerin insanlardan seçilmesi aynı sebepledir."
Nitekim hadîs-i şerifte Efendimiz (sav):

"Ben Allah'ın nürundanım. Kamil mü'minler de benim nurumdandır." buyurdu.
Kişinin ahlakını yönlendirmede en büyük müessir, muhabbet ve nefreti yönlendirmeye bağlıdır. Eğer muhabbeti layıkına,  nefreti de müstehakına  yönlendirirse, insan o oranda  yükselir. Aksine  muhabbeti layık olmayana, nefreti de hak etmeyene yönlendirirse, o oranda da hayatı süflîleşir.

       Sultanül Evliya Hasan Hüdaverdi Hz.’ni ilk görenlerde dahi tarif edilemez bir muhabbet  uyanırdı. Bu, kendisinin Rabbine ve Resulullah’a sevgiyle dolu olan gönlünün bir tezahürüydü.O ,sevdiklerine duyduğu muhabbeti neticesinde sevdiklerinin yolundan gitmiş ,onlar gibi ömrünü ümmete hizmetle geçirmiştir.O’nun Allah’a adanmış bir ömür boyunca yaptığı hizmetler, bizlerin gönlünde de büyük sevgiye yol açmaktadır.Allah her birerlerimizi O’nların gösterdiği doğru yolu rehber edinmiş sevgisi ve muhabbeti yalnızca onlara odaklanmış kullarından eylesin.Amin

Bookmark and Share

 

Hüdaverdi Kız Öğrenci Evi

Şu anda 6 ziyaretçi çevrimiçi