GiriÅŸ
     
Fariza-i Hac PDF Yazdır E-posta

Hepimizin ma'lumu olduğu vechile, yüce dinimizin temel taşlarındanbiri de hacdır. Bu da ömründe bir kere Allah'ın evi olan Kabe'yi ziyaret ile haccetmektir.
Bir hadis-i şerifte iki cihan serveri Peygamber-i Hüda(sav) "Ey ümmetim! Eshabım! Hac ediniz, zira hac günahları temizler, Suyun cesette olan kirleri yok etmesi gibi." buyurmuştur.


Hac diğer ibadetlerimizden farklı ve aslında mali ve bedeni olması yönünden pek zordur. Bu yüzden hacca gitmeye niyetlendikten, dönünceye ve hatta döndükten sonra, ölünceye kadar devam edecek bir ibadeti iyi öğrenmek, iyi uygulamak ve eksiksiz yerine getirmeye çalışmak, hacı yaşayıp hacı olarak çok önemli ve lüzumludur.

İmam-ı Gazali Hz. Kimyayı Saadet adlı eserinde buyuruyor ki: "Bu amellerden maksat, ibret almak, hatırlamak ve ahiret işlerini düşünmektir. Bunun da aslı şöyledir. İnsan devamlı olarak ahireti seçtikten sonra kendi saadetinin olgunluğuna erişmiş demektir. Kendi heva ve hevesine uyması helakine sebeptir. Kendi ihtiyarına tabi olduğu, ilahi emirler ile amel etmediği, arzu ve isteklerine uyduğu müddetçe, işleri kula yakışır şekilde olmaz. Halbuli saadeti kulluktadır." Bu yüzden geçmiş milletler, insanlardan ayrılıp bir köşede ibadet etmiş ve ibadet için seyahat etmişlerdir. Her ümmetin zahitleri insanlardan ayrılır ve dağ başlarına çekilir, bütün ömrünü riyazatve mücahede ile geçirirdi. Nitekim Peygamber-i Hüda (sav) Efendimiz:
"- Bizim dinimizde niçin ruhbanlık ve seyahat yoktur?" şeklinde bir soruya:
"- Bize buna karşılık cihad ve hac verildi." buyurdular. Demekki Allah-u Teala bu ümmete, içinde mücahede bulunan ruhbanlığa karşılık haccı emretti. Hacda daha birçok ibadetlerin olduğu açıkça bellidir. Nitekim Allah-u Teala, Kabe'yi şerefli kılıp kendimize izafe eyledi. Onu büyük bir padişahın huzuru gibi eyledi. Etrafını da harem sahası yaptı. Onu hürmet ve tazim için avını avlamayı, ağacını kesmeyi haram kıldı. Arafatı padişahın dergahının meydanına benzetip harem önüne koydu. Allah-u Teala'nın bir eve, bir yere inmekten münezzeh olduğunu bildikleri halde, büyük bir arzu olamk sebebi ile, dünyanın her tarafındaki insanların bu eve yani Beytullah'a gelmeleri tahakkuk etti. Çünkü dostla, sevgiliyle herşey, sevgili ve kıymetli olur. İşte müslümanlar bu şevk ve arzu sebebiyle çoluk çocuğunu, malını ve vatanını bırakıp, sahralardaki tehlikelere katlandılar, kula yakışır şekilde o huzura çıkmaya yüz döndüler. Bu ibadette kendilerine, akıllarını alamayacağı işler emredildi; şeytanı taşlamak, Safa iel Merve arasında koşmak gibi... Bunu da sebebi aklın erebildiği işe nefsin de yakın olmasıdır. Çünkü her işi ne için yaptığını bilmek ister. zekatta fakirlere iyilik, namazda Alemlerin Yaratıcısının karşısında küçülmek, oruçta nefsin isteklerini ve şeytanın askerini kırmak olduğunu bilir. Tabiatı iktizası, akla uygun hareket etmesi mümkündür. Halbuki kullukta, en yüksek derece, kalbinde en küçük bir uygunsuzluk meydana gelmeden, yalnız emre uyarak iş yapmaktır. İşte; taş atmak ve say etmek sadece kulluk etmekten başka birşey değildir. Bunun için Peygamber-i Hudaa (sav9 hac ve bilhassa Lebbeyk hakkında:
"- Hac için doğru olarak kul ve köle gibi hazırım." buyurarak buna kulluk ve kölelik adlarını koydu.

"Lebbeyk, Allahümme Lebbeyk La Şerikeleke Lebbeyk İnnel Hamde Ven Nimete Leke Vel Mülk La Şerikeleke" yani: "Senin davetini kabul ettim, inayetinle buraya geldim, ey benim Yaradanım! Senin her emrini ifaya hazır olduğumu tekrarlarım. Senin asla şerikin yoktur. Senin emirlerine boyun eğip teslim oldum. Muhakkak sonsuz hamdü sena Sana mahsustur. Sayısız nimetler Senindir. Bütün alemlerin mülkü de Senindir. Sana ortak tasavvuru muhakkak batıldır."

 

Bu gibi işlerde maksadın ne olduğunu merak edenler işlerin hakikatinden haberdar değildirler. Kulluk ancak böyle anlaşılır. Kul yalnız emrolunduğuna bakar. Aklın ve yaradılışın bundan başka nasiibi yoktur. Hatta kendini tamamen aradan çekmelidir. Çünkü saadeti, yokluğunda ve nasipsizliğindedir. Böylece kendinden, Hakk'tan ve O'nun emrinden başka bir şey kalmaz. Bir velinin buyurduğu gibi, "Sen çıkarsan aradan, hemen kalır Yaradan."

Bu mübarek yolculuktan alınacak ibretler pek çoktur. Ezcümle; bu yolculuğu ahiret yolculuğuna benzetmişlerdir. Zira bu yolculuktan maksat, Allah-u Teala'nın evi, yani Kabe-i Şerifi'dir. Ahiret yolculuğuundan maksat ise, Kabe-i Şerif'in sahibidir. Tavaf ve say edenler, padişahın dergahındaki biçarelere, zavallılara benzerler; onun sarayının çevresinde dolaşırlar ve ihtiyaçlarını arzedecek fırsat gözetirler. Sarayın önündeki meydana giderler ve gelirler. Kendilerine şefaat ve yardım edecek bir kimse ararlar. Padişahlar padişahının gözünün, hemen kendilerinde olacağını ve bir nebze kendilerine ilişmek sureti ile bakacağını umarlar. İşte Safa ve Merve arası böyle bir yerdir.
Arafatta durma ve dünyanın her tarafından gelen insanların burada toplanması ve ayrı ayrı dillerde dua etmeleri; kıyamet günündeki Arasat'a benzer. Kıyamette de bütün insanlar bu meydanda toplanır ve herbiri kendi haliyle meşgul olur.

Taş atmaktan maksat, kulluğunu göstermektir. Bunda yalnız kulluk ve bir de İbrahim (as) a benzemek vardır. Bu mahalde onu şüpheye düşürmek için şeytan önüne çıkmıştı. Eğer akla; "Şeytan İbrahim (as) a göründü, bana görünmüyor. Lüzumsuz yere niye taş atayım..." diye birtakım sorular gelirse, bu düşüncenin şeytandan geldiğini bilmeli ve taş atıp belini kırmalıdır. Çünkü; onun bel kemiğinin kırılması, Allah'ın emrini yerine getirmekle olur. Denileni yap, kendi tasarrufunu bırak ve bu taşı atmakla gerçekten şeytanı kahrettiğine inan.

"Bir kimsenin alabileceği ibretlerden, bu yolu göstermekle birkaçını anlattık. Haccın verdiği ibretler ve düşündürdükleri bu kadarla olmayıp daha birçoktur. Bu işte anlayışın temizliği, arzunun ve tefekkürün çokluğu, uğraşmanın fazlalığı miktarınca böyle manalar herkese açılır, gösterilir ve her bir emrin ve şartın yerine getirilmesinden nasibini alır ve ibadeti mana cihati ile ona bir lezzet verir. İbadetin canlılığı bununla olup suretten uzak olur." İmam-ı Gazali hac farizasını bizlere işte böyle tarif ediyor.

Demek ki hac, pek de göründüğü gibi bir şekil, bir gezinti değil; içinde hikmetler olan en büyük bir ibadettir.
Bu hikmetler iktisadi, içtimai, siyasi ve dini olup haccın bazı yüksek meziyetlerinden birkaçı da şunlardır:
1- Hac, şerefli mazimizi hatırlatır ve din şuurumuzu uyarır.
2- Hac, geçmiş günahları örter. Allah-u Teala'nın rahmet ve feyzine sebep olur.
3- Hac, bir yardımlaşma ve muhabbete vesiledir. Dünyanın dört yanından gelen müslümanların, ilim, fazilet ve ahlaki yönleri itibariyle birbirleriyle karşılaşma ve kaynaşmasına vesiledir.
4- Hac, zor ve meşakkatli bir ibadet olduğu için insana zora dayanmayı ve meşakkatler altından büyük bir sabır ve tevazu göstererk kalkmasını öğretir.
5- Hac, bütün müslümanlar arasında bir eşitlik ve müsavatı temsil eder. Herkes dünya süslerinden soyunmuş olarak, aynı tip elbiseye bürünerek, bütün kalblerin bir tek kalb olarak aynı şeyi söyleiği ve tek bir Allah'a dua edildiği için; kardeşliği ve samimiyeti kuvvetlendirir.
6- Hac, insana kıyameti ve mahşer günün hatırlatır.
7- Hac, farizasının ifasında, Allah-u Teala'nın insanlara olan nimetine karşı şükür vardır. Dünyada şan ve şerefimizi yükseltir ve ahirette de saadet kazandırır.
8- Hac, dünyanın dört bir yanından gelen müslümanların birbirlerinin dertlerini anlamalarına, birbirlerinin ihtiyaçlarını görme ve bilmelerine vesiledir.

Şunu kesinlikle ifade etmek isteriz ki; üzerinde kul hakkı olan kimsenin, hacca gitmeden önce bu haklardan arınması gerekir. Hısım, akraba, konu komşu ile helalleşip, borcu varsa ödemesi, gidip dönünceye kadarki süre içinde çoluk çocuğunu geçindirecek her türlü ihtiyacını gidermesi gerekir. Üzerinde giydiği elbisede en küçük bir kul hakkı olan kişinin haccı makbul değildir. Behemehal helalleşmesi şarttır. İbadet 10 kısımsa 9u helal lokmadır.

Bir hacı mahşerde 400 kişiye şefaat edebilir. Haccı kabul edilmiş olanı melekler kabrinde ziyaret ederler.

İmam-ı Gazali hz. Cenab-ı Peygamber (sav) Efendimiz'in bir hadis-i şerifinde şöyle buyurduğunu yazıyor: "Allah-u Teala vadetmiştir ki; her yıl hac için Kabe'yi altı yüz bin kul ziyaret edecektir. Bundan daha az olursa, bu sayı tamamlanıncaya kadar melek gönderir. Kabe, yüzünü gösterecek bir gelin gibi olur. Etrafında dönerler, tavaf ederler. Ellerini örtüsüne sürerler. O ve etrafındakiler cennette oluncaya kadar devam ederler."
Bugün artık bu altı yüz bin rakamı Arafatta toplananlar için pek küçük kalıyor. Bir çığ gibi artan İslam nüfusu, elbette ki hacda da etkisini gösteriyor. Dünyanın dört bucağından akın akın gelenler, arefe günü Arafat dağında, dört, beş milyonu buluyor. (Elhamdülillahi Teala min berekatihim.) Ne mutluluktur ki bunların bugün için ekserisini gençler teşkil ediyor. Dünya da ahiret de hiç şüphesiz gençlikte kazanılır. Her şey gençlikte daha iyi ve güzel olur.

Bu mübarek vazifeyi hakkıyla ifa edecek kimselerin, bir hac risalesi alarak, haccın farz, vacip ve sünnetlerini öğrenip bellemeleri lazımdır. Sözüne dahi doyulamayacak olan bu mübarek vazifenin ifasını bütün ümmet-i Muhammede Cenab-ı Hakk'ın (cc) nasip etmesini, gitmeyenlere en yakın zamanda helal mal ile ziyarette bulunmalarını ve bu mübarek makamlara gidenlerden, duaların müstecap olacağı yerlerde bizleri, vatan ve milletimizi unutmamalarını temenni ederim.

Geçtiğiniz yollara bizden selam götürün.
Hak dost diyen dillere, bizden selam götürün.
Kutlu Hicaz çölüne, Hakk'ın solmaz gülüne
O müminler seline, bizden selam götürün.

Allah'ım bu mübarek vazifeyi bi hakkın ifa edip halis müminlerden olmamızı ve her günümüzü memleket ve millletimize faideli bir şekilde geçirmemizi nasip ve müyesser kıl, amin. Ve bi hürmeti seyyidil Mürselin velhamdülillahi Rabbil alemin. (Mev'iza-i Hasene'den)

(kısaltılmıştır.)

Bookmark and Share

 

Hüdaverdi Kız Öğrenci Evi

Åžu anda 6 ziyaretçi Ã§evrimiçi