Giriş
     
Namaz Ve Biz PDF Yazdır E-posta

Kıymetli Okuyucularım,

İnsanoğlunun ferdi olarak sahip olduğu en büyük nimet, imandır. Millet olarak en büyük nimetimiz ise, istiklalimiz ve şanlı bayrağımızın ilanihaye gökyüzünde dalgalanmasıdır. Bilindiği gibi istiklali olmayan devletin, Cuma namazı kıldırtmaya, milletinin de kılmaya hakkı yoktur. Bu nedenle vatanımız, din ve diyanetimizi her türlü tehlikelerden korumak ve ay yıldızlı şanlı bayrağımızın gökyüzünden eksik olmamasını sağlamak için akıllı, imanlı, ne yaptığını bilen, ilim sahibi, kültürlü ve kamil insanlara ihtiyaç vardır. Bunun için dışımızı maddi ilimlerle, iç alemimizi de manevi ilimlerle donatmalıyız. Nefsini bilen kendini bilir; kendini bilen Rabbini bilir.


İnsan ne maksat için dünya alemine gönderildiğini bilirse, yaşaması kolay ve verimli olur. Cenab-ı Hakk “İns ve cini bana kulluk etsinler diye halkettim” buyurmaktadır. İnsanoğlunun görev listesinde, birinci sırayı alacak olan madde, “Atiullah ve atiurresul”, Allah (cc) ve Resulune (sav) uymaktır. Bundan sonrası gayet kolay gelir. İbadetlerimiz işlerimize sekte değil, gayret verir. Çalışırken verilen namaz molaları zaman kaybı değildir; bilakis iş verimimizi arttırarak zamanımızı bereketlendirir. Japonya’da büyük bir salonda masalarda çalışan memurların hep birlikte ayağa kalkarak “Kung Fu” veya benzeri bir Uzakdoğu sanatını bir süre tatbik ederek tekrar masalarına döndüklerini televizyon belgesellerinden seyretmişsinizidir. Biliyorsunuz bu Uzakdoğu sanatları, hem fiziksel hem de ruhi etkileri olan hareketlerden oluşuyor. Abdest ve namazın ise, temizlik, ense ve başa yapılan mestler ile kan deveranını hızlandırmak, fiziki hareketlerle sürekli oturmanın veya çalışmanın vücuttaki olumsuz etkilerini gidermenin yanı sıra ve belki de daha önemli olarak, Allah’ın emrini yerine getirmenin verdiği iç ferahlığı ile ve namaz esnasında zihnin Cenab-ı Hakk ile meşgul olması sonucu çalışma ortamına daha canlı bir şekilde dönme imkanını sağlayarak çalışma verimini arttıracağı bir gerçektir. Geçenlerde üst üste gelen trafik kazalarından sonra trafik polislerimizin karayollarında çeşme başlarında şoförleri durdurarak yüzlerini yıkattırmaları ve taze bir enerji ile yollarına devam etmelerini sağlamaları acaba hala devam ediyor mu, yoksa göstermelik bir tatbikat olarak mı kaldı? Karayollarında seyahat edenlerin ve sürücülerin böyle zoraki bir uyarı yerine, kendi gönüllerinin ve Allah’ın rızası için abdest ve namaz molası vermelerinin kazaları azaltmak bakımından ne kadar yararlı olacağını düşünebiliyor musunuz? Otobüs bileti alırken “Namaz molası veriyor musunuz?” diye sorsak, belki de otobüs firmalarını bu yönde teşvik etmiş oluruz da, yazıhanelerin üstüne “Servislerimiz yolda namaz molası veriyor.” diye büyük harfler ile yazarlar. 

Kıymetli okuyucularım! Namaz ibadetlerin sertacı, mü’minin miracıdır. Lakin İslam dini sırf namaz demek değildir. İslam dini yirmi dört saattir. Yatıp kalkmamız, yiyip içmemiz, alışverişimiz, insani münasebetlerimiz hep İslam dinidir. Bunlar vaktiyle camilerde öğretilir, her mescit ve cami, üniversite görevi yapardı. Mevla, bu verimli güzel müesseselerimizi asli gayesine kavuştursun. Merhum Necip Fazıl “Camiler açık, ezanlar okunuyor ama yolları kapalı” diyor. Bu yolları açmalıyız. Zaman-ı Saadet’te Cenab-ı Peygamber (sav) Efendimiz ve dört halife döneminde camide pek çok şey yapılırdı. Nikah merasimi, ilmihal dersleri, önemli konularda halkı aydınlatma ve istişare, yabancı ülkelerden gelen elçilerin kabulü gibi işler camilerde yapılırdı. Memleket hakkında maddi manevi ne varsa bütün işler camide görülürdü. Öyleyse “Din ayrı, dünya ayrı, din bir vicdan işidir.” sözleri yanlıştır. “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyanıza, yarın ölecekmiş gibi ahiretinize sarılın.” Emr-i Peygamberisi vardır. Dünya da ahiret de mü’minindir. İman feraseti ile, ikisinin de hakkını verecek olursak, her iki cihanda aziz oluruz.

Hepinizi saygı ile kucaklarım aziz okuyucularım.



 

Bookmark and Share

 

Hüdaverdi Kız Öğrenci Evi

Şu anda 6 ziyaretçi çevrimiçi