GiriÅŸ
     
Tefekkür PDF Yazdır E-posta

İslamiyet’in akıl ve düşünceye önem vermesi , O’nun kalkınan ve ilerlemeye çalışan toplumlar için itici bir kuvvet olduğunun açık bir delilidir. Ne var ki Orta Çağ’da büyük bir uygarlık kuran Müslüman topluluklar, daha sonra kendi dinlerinin ruhuna aykırı olarak, dar düşüncelerinin etkilerinde kalmışlar, dinin aslını unutup bid’atlara sapmışlardır. Yahut da temelli cahiliyet devrine yolundan inhiraf geri bırakmıştır. İslamiyet’te dar düşünce yoktur. O kıyamete kadar yaşayacak olan son dindir. Zaman geçtikçe gelişen insanların İslamiyet’ten akıl ve düşünce ile faydalanmaları her zaman mümkündür. Dinimizde her güçlük için bir kolaylık vardır.

Cenab-ı Peygamber (s.a.v) ‘’Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz; müjdeleyiniz , nefret ettirmeyiniz.’’ Sözleri İslamiyet’i güç ve dar gösterme zihniyetine karşı bir cevap teşkil etmektedir.

Diğer bir hadisi şeriflerinde ‘’Kullar yarın Allah yanında akılları ölçüsünde çeşitli derecelere yükseltilir.’’‘’İçtihat edip doğru sonuca varan için iki, içtihat edip hataya düşen için bir sevap vardır’’ buyrulmuştur. Yine bir hadis-i şerifte buyrulmuştur. Bu şu demektir ki; sahibi salahiyet kimseler , Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde hakkında deliller bulamadıkları meseleler için dinimizin temeli ile çelişmeye düşmeksizin yeni hükümler çıkarabilirler. Çünkü ictihat kapısı , ehil kimseler için kıyamete kadar açıktır. Dinimiz müsamaha ve hoşgörü dinidir. İslamiyet hiçbir surette taassubu , katı bir din anlayışını , sağlık vermemiş ; O daima salabet ehli olmamızı , af etmememizi, bağışlamamızı emretmiştir. Dinimizin en güzel kapısının adı, müsamahadır; hiçbir suiistimale ihtiyaç bırakmayacak kadar geniş bir müsamaha.

Dini Mübini İslam’a sıkıca sarılıp onun özüne inmeyi, hakikatini anlamayı ve anlatmayı kendine şiar edinenlerin devrinde , Avrupa’da kitapları okunan nice Müslüman mutasavvıf , müderris, doktor, fizikçi ve astronom vardır. Kitapları Latinceye çevrilip batılılara etki yapan Gazali, Farabi,İbni Sina, İbni Heysem, ve İbni Rüşd gibi bilginler bunların hemen bir kaçını teşkil eder.

Cenab-ı Halıkı Zülcelal Bakara Suresi ayet 164 te şöyle buyurmaktadır:

‘’Göklerin ve yerin yaratılmasında , gece ile gündüzün birbiri arkasından gelmesinde , insanlara faide ve menfaat veren şeylerde,deniz üzerinde gemilerin kayıp gitmesinde, Allahü Tela’nın gökten yağdırdığı yağmur ile kuruyup ölü haline gelmiş olan toprağı yeniden diriltmesinde , yeryüzünde hayvanların yayılıp gelişmesinde , rüzgarların ayrı ayrı cihetlerden esmesinde , yer ile gök arasında , Cenab-ı Hakk’ın emrinde tabi bulunan bulutlarda , akıl sahipleri için (Allahü Tealanın varlığına kudret ve zamaetine ) şüphesiz alametler ve işaretler vardır.’’ Yunus Suresi ayet 101 de ‘’ Göklerde ve yerde bulunan şeylere bakınız.’’ Rum Suresi ayet 50 de ‘’Allahü Tealanın rahmetinin alametlerine bak!Yeri kurtup , ölü haline getirdikten sonra, nasıl canlandırıyor.’’ buyrulmaktadır.

Cenabı Hakk Enbiya suresi ayet 1 de mealen : ‘’ İnsanların hesap günleri yaklaştı, böyleyken onlar (hala) gaflet içindedirler, (bunu tefekkürden ) yüz çeviricidirler.’’ buyurmuştur.

İslam dininde ibadetin bile maksadı başkadır. Bu dinde Rabbine karşı kulluk borcunu eda etmek demek olan ibadet, fazilet, bilgi ve iman ziyneti ile süslenmedikçe gayeye varılmaz; tam olarak makbul sayılmaz. İbadetlerimiz, beşeri zaaflardan kurtulup mükemmele ulaşmamız için vaz edilmiş, ruhen tadılması ile tamam erileceği bildirilmiştir. Yani vazifesinin iç ve dış manasını bilip , yapıp tadan hayırlı ve faydalı bir insan olur. İbadetin bir yönden de gayesi nefsi ıslah olup, kendini bilen ve nefsini yenen , tam insan, gerçek Müslüman sayılır.

Buna da derin bir vukufiyet , ince hassas bir tefekkür neticesi erilebileceğine , ‘’Bir saat tefekkür yetmiş yıl nafile ibadetten hayırlıdır." Nutku Peygamberisi bir delil olarak kafidir.


Saati vahidedir ömrü cihan
Saati taatle geçirin heman

İslam büyüklerinden Fudayl : ‘’Düşünce aynadır. Bu ayna sana iyilik ve kötülükleri gösterir’’ demekte; İbrahim bin Ethem Hz’ ne ‘’Çok düşünüyorsun, denilince Düşünce aklın özüdür diye ‘’ karşılık vermekte; Süfyan bin Uveyne ise: İnsanın fikri varsa , her şeyden alacağı dersi de vardır sözü ile düşüncenin ve düşünmenin elzem oluşuna işaret buyurmaktadır. O halde nakli emirler yanında akıl ve düşünceden de faydalanmak her müslümanın hem dini ve hem de dünyevi görevidir.

İnsanın hüzün hali manevi kemale işarettir. Allah, mahzun gönüllerle beraberdir. Peygamberimiz devamlı hüzün ile daima tefekkür halinde bulunurdu. Hüzün, insanı gaflette bocalamaktan kurtarır. Fudaylın şu sözü calibi dikkattir: ‘’ Her şeyin zekatı vardır. Aklın zekatı devamlı hüzündür, çünkü hüzün hali aklın benliğini yıkar ve kudret tezahüründe tevazuyu emreder.Zira mahzun kalpler ne kadar akıllı olursa olsun ; hiçliğini müdrik , yüzleri Allah’a müteveccih kalplerdir.

Süfyan bin Uveyne :’’ Bir mahzunun bir ümmet için ağlaması, Cenabı Hak’kın o ümmete rahmet eylemesi olduğu kanaatındadır. Ebu Osman Hayri: ‘’ Hüzün ne suretle olursa olsun masiyet sebebiyle olmadıkça fazilettir. Hüzün kalplerin cennet aydınlığıdır’’ buyurmuşlardır.


Mihneti kendine zevk etmededir alemde hüner
Gam-u Şadi-i felek böyle gelir böyle gider

Mevlayı Müteal, bizleri de nevmi gafletten ikaz buyurup hüznü galip, tefekkürü rıza-i ilahiye şamil, ihlaslı, amali Saliha ile ömür tüketen bahtiyar kullarından eylesin. Amin.

Bookmark and Share

 

Hüdaverdi Kız Öğrenci Evi

Åžu anda 27 ziyaretçi Ã§evrimiçi