|
Muhterem Müslümanlar, Bugün 15 Nisan 2000 buna muvazi olarak 10 Muharrem 1421 Yeni yılınız mübarek olsun. Cenab-ı Hakk sağlıkla, afiyetle nice güzel yeni yıllara kavuşmamızı nasib-i müyesser eylesin. Cenab-ı Hakk milletçe yeni yılların ne demek olduğunu daha güzel anlamamızı nasip etsin.
Allah-ü Teala bir ayet-i celilede: “Allahü Teala indinde ayların sayısı on ikidir.” Buyuruyor. Bunlar: Muharrem, Safer, Rebiülevvel, Rebiülahir, Cemaziyelevvel, Cemaziyelahir, Recep, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade, Zilhicce. Bunlardan dördüne Recep, Zilkade, Zilhicce, Muharreme eşhur-u hurum denmiştir. “Haram aylarda günah işleyerek nefislerinize zulmetmeyiniz.” Hazreti Allah (cc) ferman-ı ilahisinde böyle buyurmuştur.
İki cihan serveri, Peygamberler Peygamberi, Peygamberimiz Hazreti Muhammed (sav) Efendimiz: Allah’ın (cc) hakkı olan şeylerdeki kusurunu, kul haklarındaki suçlarını, huzur-u ilahide vereceği hesabı biraz düşünmek altmış yıllık ibadetten hayırlıdır.” buyuruyor. Ve yine Cenab-ı Hakk bir ayet-i celilesinde: “Hayır olarak ne işlerseniz Allah onu bilir ve mükafatlandırır. Ey kullarım! Azık tedarik ediniz, en hayırlı azık takvadır; Allah korkusudur. Ey akıl sahipleri! Benden korkun ve emirlerimi tutun.” (2/197) buyuruyor.
Malum miladi yıl, aylarımız var, yıllarımız var. Bu hicri yılbaşımız. Bu hicri yılbaşında pek çok hadiseler olmuştur. Bu hadiselerin birkaçını şöyle zikrederiz: 1- Muharrem-ül Haremin kameri, astronomik bir esasa dayanan takvimle ilk ay olması 2- Dini sene başı olması 3- İlk muhacir kafilesinin Mekke’den Medine’ye gelmeye başlaması 4- Aşure ayı olması 5- Adem Peygamberin tevbesinin kabul olması 6- Nuh (as) ın doğumu 7- İbrahim (as) ın doğumu Ceddimiz İbrahim (as) Urfa’da bütün semavi dinlerin sahiplerini topladı. Allah-ü Teala inşallah her birerlerine hidayet lütfeder, islamla müşerref olurlar. Musa Kerimullah deriz, Musa Peygamberi kabul ederiz, kitabını da. Öyleyse iş onlara kalıyor. Onlar da bir “Muhammedür Resulullah” deyiveririlerse düdüğü çalarlar, selamet düzlüğüne çıkarlar. Başka türlü çıkmak yok. İstersen yeryüzündeki bütün insanlara faydalı olsan, Muhammmedür Resulullah demeden kurtuluş yoktur. Zira bütün dinler tevhid üzere gelmiştir. Dinlerin hiçbirisinde teslis kaidesi yoktur. Sonradan tahlif edildi. Olmadık şeyler içine konuldu, olmadık şeyler içinden çıkarıldı. Öylelikle de miadını doldurdu. Zaten bütün dinler bir sonra gelecek peygamberi müjdelemiştir. Bu nedenle hal-i hazırdaki peygambere inanan, ahir zaman peygamberine de inanmış gibidir. İncilde Peygamberimizin adı Ahmet olarak geçiyor. İsa Peygamber kavmine bu müjdeyi vermiştir. “Benden sonra ahir zaman peygamberine uyun, iktiba edin.” Bu nedenle noksanlık onlardadır. Rabbül Alemin farkına vardırsın, bu noksanlığı izale etsin. Allah’ın (cc) cenneti çok vasidir, onları da alır, bizi de. Hiçbir kimsenin cehenneme gitmesini Müslüman mü’min kesinlikle istemez. İstemez yeterli değil kurtarıcı olunacak. Müslümanların elinden tutacak, hak ve hakikat söylenecek. Her birerlerimizin tebliğ hakkı vardır. Her Müslüman bildiğinin alimi, bilmediğinin talibidir. Bildiğini kardeşine öğretir, bilmediğini gider, öğrenir. Bu böyle beşikten mezara kadar. Allah Resulü’nün (sav) emri bu. Okudum, okuttum yeterli değil.
Kardeşine “Selamun aleyküm” diyorsun, o sana “Merhaba” diyor. Mü’minin mü’min üzerinde altı hakkı vardır. Bunlardan bir tanesi hakkı tavsiye etmek, kardeşim benim selamımın karşılığı bu değildir. Önce “Aleyküm selam”, ondan sonra “Merhaba, nasılsın, iyi misin?” Bunu söylemek mecburiyetindesin. Söylemedin mi manevi mesuliyet içerisindesin. Kardeşine selam veriyorsun. O sana böyle bakıyor: “Sen beni nereden tanıyorsun?” diyor. “Allah bizi birbirimize kardeş yapmış. Kardeşimsin diye verdim.” Bunu demek mecburiyetindesin. Kainatın Efendisi: “Tanımadığın kimselere selam vermemek kıyamet alametlerindendir.” diyor. “Nereden tanıyacağım?” Elhamdülillah yolumuz bir, dinimiz bir, rabbimiz bir, peygamberimiz bir. Daha ne birlik arıyorsun?”
Selam, Allah tarafından çok büyük bir iltifat, büyük bir ikram. Öyleyse o, sevile sevile alınır. Baş döndüre döndüre değil, dudak kıpırdatarak değil. Aşk ile, şevk ile. Veriş de böyle, alış da. Öyle vereceğiz ki kardeşliğimiz tadı çıksın.
Araplar çocukları böyle dudaklara vura vura öpüyorlar. Hem de üç sefer öpüyorlar. Merak ettim nedir acaba bu? Ne dediler biliyor musunuz? “Çocuğa hissettireceksin sevdiğini, çocuk o sevgiyi duyacak, sevildiğini anlayacak, öyle dudak değdirmekle anlamaz.” Ne kadar güzel bir şey! Hoşuma gitti.
Sen de selamı aşk ile, şevk ile vereceksin. Allah’ın (cc) selametini kardeşine diyeceksin, üzerine de olsun mukabelesinde bulunacak. İki kardeş musafaha yapar, toka değil. Musafaha yaparken Allah Resulüne (sav) salavat-ı şerif getirir selamdan sonra. Allah Resulü (sav) buyuruyor: “Bu iki kişinin günahı, daha ellerini çözmeden ayaklarının altına gider.” Bugün ortalıkta bir nahoşluk varsa, kardeşliğimizin zayıflamasından kaynaklanıyor. Bunun telafisi de bizimle mümkün, her birerlerimizle mümkün. Bir işten hayırlı netice alabilmek için yüzde elli dua, yüzde elli çaba gayret. Lafla peynir gemisi yürümez. Bu iki elli bir araya gelecek yüz olacak, tamama erecek, hayırlı neticeler alınacak.
Urfa’daki bu Halil İbrahim Sofrası’nı Allah mübarek etsin. Az evvel dediğimiz gibi hidayetini üzerlerine saçsın inşallah.
8- Musa (as) ın kurtuluşu. Firavun’un şerrinden kurtuluşu. Ebu Bekir ceddi de devam ediyor. Ebu Cehil ceddi de devam ediyor. Bu nedenle iki cihan serveri “Benim Firavunum Musa’nınkinden eşedir.” diyor. Firavu’nun farkı, malum ordusuyla beraber denizde helak oldu. 9- İsa (as) ın doğumu yine bugün, semaya ref edilişi yine bugün. 10- Dünya durdukça elemimize neden olan Hazret-i İmam-ı Hüseyin’in (ra) şehadeti; Kerbela çölünde 33 mızrak yarasıyla şehit edilmesi. Rabbim şefaatlerine nail etsin. O ceddi devam ettirsin.
Seyitler memleketimize rahmet etsin. Ama bir de şöyle müjde var: Selman-ı Farisi Hazretleri Farslı. Allah Resulü ona ne dedi? “Selman benim Ehl-i Beytimdir.” Demek Allah Resulü’nün (sav) boyasıyla içli dışlı boyanacak olursak, biz de Allah Resulü’nün Ehl-i Beyt oluruz.
Hikmetinden sual olunmaz efendim. Peygamber Efendimiz “İşin şiddetli kısmı Resulleredir, velileredir. Mü’minlerin de iman seviyesine göre olanlarınadır.” buyurmuş. Hikmetinden sual olunmaz.
Mecnun’a demişler ki “Leyla aşure dağıtıyor. Sen gidip almayacak mısın?” “Nasıl almam yahu…” demiş, eskiden aşure ayında toprak tabaklar elimizde, kaşık da tabanca gibi belimizde gezerdik. Nerede aşure var, tabağımızı uzatır, koyarlar, yer içer, kaşık da belimizde zaten. Evet, Mecnun da gitmiş Leyla’dan aşure almaya. Eskiden genel aşureler kaynatılırdı. Bizim Ankara Müzesi’nde sekiz saplı bir kazan var, aşure kazanı. Ben gittim, gördüm. Allah (cc) o güzel adetleri tekrar yeşertsin. Kuyruğa girmişler. Herkese aşure birer kepçe, birer kepçe. İş Mecnun’a gelince, aşure yerine kepçeyi vurmuş, tabağını kırmış. Tabak kırıldı geçmiş ola. Etraf gülüyor şimdi. Ha ha! Hi hi! “Gördün mü bak Leyla Leyla deyip durduğun sana ne yaptı?” deyip istihza ediyorlar. Ama Mecnun ne diyor? “Siz bu işten anlamazsınız. Bana bir kepçe aşure vereydi, Leyla beni sizinle beraber tutmuş olacaktı. O bana cilve yaptı.” demiş, cilve. Rabbül Aleminin büyüklere yaptığı bu topyekün çekilemeyecek ızdıraplar, belki de Rabbül Alemi’nin cilvesidir.
11- Şah-ı Nakşibend Hazretlerinin doğumu gene bu ayda. Dokuz yüz yıldır islama ışık tutan, hayatıyla, sohbetleriyle, irşatlarıyla, dokuz yüz senedir de eserleriyle, yetiştirdiği talebeleriyle islama ışık tutan Şah- Nakşibend Muhammed Bahauddin (ks) ne demiş? “İncinmeyiniz kimseden, incitmeyiniz kimseyi.” Ne güzel bir kaide değil mi efendim? Ne demiş Şah-ı Nakşibend Hazretleri? “Alem buğday ben saman, alem yahşi ben yaman.” Allah (cc) şefaatlerine nail etsin. Allah (cc) büyüklerimizin himmetlerini üzerimize daim etsin. Allah (cc) bunları yetiştiren müesseseleri tekrar lütfetsin inşallah. İnsan kapasitesi ancak bunlarla yükselir. Bu kavga gürültü ancak bunlarla biter.
12- İdris (as)ın al-i makama ref edilişi 13- Eyüb (as) dan hastalık marazının bugün kaldırılması ve şifa verilmesi 14- Süleyman (as) a bugün mülk verildi 15- Yakub (as) Yusuf (as) ile bugün buluştu 16- Yunus (as) o gün balığın karnından kurtuldu. Mevlay-ı müteal onu balığın karnından kurtardığı gibi bizi de azgın nefsimizden salah-ı hale erdirsin, kurtarsın. Nefsine amil değil, nefsine amir yaptırsın bizi inşallah. Nefis atılacak bir şey değil, terbiye edilecek bir şey. Yoksa sizin nefisleriniz sizin binek atlarınızdır. Onlara titizlikle bakınca varacağınız yere gidebilirsiniz. Öyleyse nefsi kendinize at yapıp sırtımızda taşımak değil; nefis atının üzerine binip kendi ruhunun istediği yere götürmesi, marifet böyle.
Efendim burada Hz.Ömer Efendimizin de bir güzel sözü var. Bu adlin kapısı Ömer Faruk, imanla küfrü ayırt eden zat, Aşere-i Mübeşşereden, cennetle tebşir edilmiş zat bize diyor ki:
“Ahiretten önce nefsinizi muhasebe ediniz, bu muhasebe ahiret hesabında size kolaylık sağlar. Amellerinizi, amelleriniz tartılmadan önce dünyada siz tartınız. Hayır gözü mü şer gözü mü ağır gelecek anlayınız.”
Mübarek kendisi de zaten akşam başını iki avucunun arasına alır, “Bu yirmi dört saatim nasıl geçti? Rabbimin rızasına uygun mu? Yoksa arada parazit var mı?”bunların paraziti hasenet-ül ebrar, seyyiat-ül mukarrebin. Avamın yaptığı düzel şeyler, onların katında belki kabahattir. (Rabbin rızasına uygun olduğunda) secdeye kapanıyor, şükrediyor. Kendi hesabından birtakım yanlışlıklar görürse, Rabbe tevbe-istiğfar ediyor, af talebinde bulunuyor. Çünkü Peygamberimiz “Sıdk ile günahlarına tevbe edenler, hiç günah işlememiş olurlar.” buyuruyor.
Şairlerimizde bizlere zamanın kadri kıymetini bilmemiz için, bakın ne kadar güzel şöylemişler:
“Göz yum cihanda, aç gözünü gaflet eyleme Sen göz yumup açınca, bu alem gelir geçer.”
Yine güzel bir söz:
“Saati vahidedir ömrü cihan Saati taatle geçirin hemen”
Muhammed Pars Hz. “İnsanlar dur hele zamanı var, zamanı gelsin. Ben bak neler yaparım, neler derim” der diyor. Bu mübarek zat soruyor: “Senin bugünün dünkü gününün yarını değil mi? Sen bugün ne yaptın da yarın ne yapacaksın?” günü değerlendirmek…Yarın meçhul, kim var, kim yok…Mazi de geçti, onu da yakalamak mümkün değil. Dolu geçtiyse dolu, boş geçtiyse boş. Öyleyse şu anı gzel değerlendirebilmek, bu ana önem vermek. Onun için DEM BU DEMDİR, DEM BU DEMDİR, DEM BU DEM.
Siz kıymetli kardeşlerime şunu da tavsiye ediyorum; miladi ayları nasıl biliyorsak, hicri, kameri aylarımızı da öyle bilmeliyiz. Bunların biri madde, algı vergi işlerimizi onunla görüyoruz. Biri ise mana. Bu mübarek ayların hepsinin islamda önemi vardır. Her ay için müsait olanlara yapılacak vazifeler vardır. Özellikle bazılarının içinde ayrıca mübarek kandil gecelerimiz vardır. Bu hicri aylarımızı bilenler tabiatıyla bunlardan da haberdar olacak, en azından o mübarek ayı ağzına alacak, geldiğinin farkına varacak, hatta “Bu mübarek ayda veya gecede ben de bir şeyler yapayım.” diyecek. Bu ay ve gecelerde yapılacak vazifeleri “Adab-ı Vezaif” kitabımızda zikretmeye çalıştık. Bu gün ve gecelerde bu kitabı açmak, o gün ve gecedeki vazifeye bakmak, hepsini yapamayacaksak bile yapabildiğimiz kadar yapmakla bu mübarek geceden manevi kazancımızı hiçbirşeyin geçerli olmadığı bizlere kabir kapısından öteye geçirmek için lazım olacağı maneviyat kumbaramıza bir şeyler atmış olacağız.
İşte bu düşünceler ile mevzuumuzu da bitirmiş olalım.
|