|

Allah Teâlâ gönüllerimize imanın çekirdeğini koymuş. Hattâ İslam büyükleri; “Bu imandan maksad makâm-ı velâyettir” diyor. Allah, her kulunun gönlüne velîlik çekirdeğini koymuş. Nasıl bir hazîneye mâlik olduğunu bilenler o tarz üzere yaşıyor.
Dünya ve âhiret devletine nâil oluyor. Gâfilâne yaşayanlar da bu hazînenin üzerine oturuyor. Habersiz olarak ömrünü tüketip gidiyor. Nâlan gelip nâlan gidiyor. Kullar ile Allah arasındaki en azim perde GAFLETTİR.Namaza, ezana âit pek çok şeyler kafamızda bulunmalı. Kafaya konulacak şeyler bunlar. Ama biz olmadık şeylerle doldurduk kafamızı. Şimdi onlardan elimize bir şey geçse koyacak yer yok. Hazreti Ali Efendimiz’in dediği gibi; “Sen öyle her eline geçeni gönlüne koyma” diyor. Değerli bir şey eline geçecek, gönlünde boş yer bulunmayacak. Öyleyse değerli şeylerle orasını doldurmaya çalışmalı.Hazreti Ali Efendimiz; “Siz meclislerinizi şu duâ ile kapayın” buyuruyor:
سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ وَسَلاَمٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ وَ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ اَلْفَاتِحَهْ
“Subhâne Rabbike Rabbil izzeti ammâ yesıfûne ve selâmun alel mürselîn velhamdülillahi Rabbil âlemîn, El Fâtiha” deyin, böyle dağılın” diyor. Bunun mükâfâtı, âhirette sevaplarınızın kile (ölçü birimi) ile tartılmasına vesile olmasıdır. Meclislerinizi böyle dağıtırsanız tekrar toplanmaya vesîle olacak. Sahâbe-i Kirâm (Radiyallahu Anhüm) ASR sûresini de okurlarmış dağılmadan önce.
اَعُوذُبِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بِـــسْمِ اللَّهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ وَ الْعَصْرِ اِنَّ اْلاِنْسَانَ لَفِي خُسْرٍ اِلاَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَ عَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْ بِِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْ بِالصَّبْرِ Eûzü billahi mineşşeytanirracim. Bismillâhirrahmânirrahîm. Vel asr. İnnel insâne lefî husr. İllellezîne âmenû ve amilussâlihâti ve tevesav bilhakki. Ve tevesav bissabr. Abdest duâlarını bilmeyenler (o duâların yerine) kelime-i şehâdet veya salavât-ı şerîfe okumalı. İnsan hapşırdığı zaman اَلْحَمْدُ لِلَّهِ "ELHAMDÜLİLLÂH" diyecek; Karşısındaki kardeşi de يَرْحَمُكَ اللَّهُ “YERHAMÜKELLAH" diyecek; Sonra hapşıran kardeşimiz يَهْدِينَا وَ يَهْدِيكُمُ اللَّهُ وَ يُصْلِحُ بَالَكُمْ "YEHDÎN VE YEHDÎKÜMULLAH (VE YUSLİHU BÂLEKÜM)" diyecek.”Çok yaşa”, batıdan alınmış bir kelime. ALLAH ne murâd ettiyse insan o kadar yaşar. Salavât-ı Şerîfe getirmek اَللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَ عَلَى آلِ مُحَمَّدٍ وَ سَلِّمْ
ALLAHÜMME SALLİ ALÂ MUHAMMEDİN VE ALÂ ÂLİ MUHAMMEDİN VESELLİM gam ve kasâveti giderir. Günümüzde ne kadar elzem bir ilaç.Stres, stres diye tutturmuşlar. Düne kadar bunun ismini bile bilen yoktu. Strese tutulmuşlar! Küçük küçük gençler. Ulen sen ne zaman doğdun, ne zaman dünyaya geldin, ne zaman dünya acısını tattın da stres oldun. ALLAH iyilik sağlık versin. Günümüzde çok lüzumlu bir şifâ, gam ve kasâveti, o stresi-mtresi ALLAH Rasûlü'ne (Sallallahu Aleyhi Vesellem) getireceğimiz salât-u selâm def edip gidiyor. Her şeyimizin maddî manevî çâresi aranılacak. Sâde maddiyat çâre değil. Maddî imkânlar %50'dir. Manevî imkânlar da %50'dir. Bu iki 50 bir araya gelecek ki tamam olacak. ALLAH, Arapça lisânı (öğrenmeyi) nasîb etsin. Yeryüzündeki Müslümanlarla anlaşabilmek (için) konuşmamız şarttır. Atalarımız; “İnsanlar konuşa-konuşa” diyor. Bizim İslam ülkeleriyle yapmış olduğumuz antlaşmalar bir protokolden ileri gitmiyor. Bir el sıkışıyoruz, birer çay içiyoruz, hepsi bu kadar. Bu kadar maddî-manevî sorunlarımız var. Onları masaya dökebilmek için birbirimizin dilinden haberdâr olmalıyız. Öyleyse, ALLAH Rasûlü'nün (Sallallahu Aleyhi Vesellem) sözüne kulak vermeliyiz. İki Cihan Severi (Sallallahu Aleyhi Vesellem) buyuruyor; "Siz ana dilinizden başka bir dil öğrenmek isterseniz Arapçayı öğrenin.” Ondan sonra ne isterseniz öğrenin. ARAPÇA, CENNET LİSÂNIDIR. ARAPÇA BİR YERDE ALLAHÇADIR. Bu nedenle İslam ülkelerinin okullarında kendi güzel Türkçemizin yanısıra Arapça’yı da bellemek mecburiyetindeyiz. Yeryüzündeki Müslümanların yekvücud olabilmesi buna bağlı. Battal gâzînin tokmağı olabilmesi buna bağlı. Bu hayırlı bir netice verirse o tokmak Yahûdî’nin tepesinde patlayıverir. ALLAH Teâlâ’nın hoşnut olduğu şeyler, Allah'ın râzı olduğu şeyler; Ahlâk-ı Hamîdedir. (güzel ahlâk) Allah'ın yasak ettiği şeyler, Rasûlü'nün yapmadığı şeyler, yapmayın dediği şeyler; Ahlâk-ı Zemîmedir. (kötü ahlâk) Bu, bu kadar kısa ve kestirmedir. Bilinmeyecek hiçbir tarafı yoktur. Yeryüzünde model arıyorsak, yeryüzünde bir biçim arıyorsak Allah'ın tek râzı olduğu model, tek râzı olduğu biçim Hazreti Muhammed (Sallallahu Aleyhi Vesellem'dir). Efendim İslam'da yalan yok. Öyleyse Müslüman %100 yalan söylemeyecek. – Nasıl yapsam gene dilimden çıkıyor Hazret! – Bir tane çakmak taşı koyacaksın dilinin altına, o çıktığı zaman 15 sefer vuracaksın diline. Bakalım bir daha çıkıyor mu!? Yok, bununla da hakkından gelemedin, 100 bin lira sadaka vereceksin bir yalana. Hafif geliyorsa 500 bin lira sadaka vereceksin ağzından çıktıysa. YALAN BELÂSINDAN KURTULACAKSIN!!! Abus (asık suratlı) olmayacaksın. Kâinâtın Efendisi (Sallallahu Aleyhi Vesellem) tebessümü yüzünden hiç eksik etmemiş. Kardeşine muhabbetle bakacaksın, sevgiyle bakacaksın, Allah Rasûlü (Sallallahu Aleyhi Vesellem) öyle buyuruyor; "BÜTÜN YERYÜZÜNDEKİ İNSANLARA SİZ İYİLİK YAPAMAZSINIZ. TATLI DİL VE GÜLER YÜZÜNÜZ YOK MU?” İşte bu da bir iyiliktir, bu da bir sadakadır. İslam’da temizlik 2 kısımdır. Bedenî ve Ruhîdir. Ruh temizliği olmadıktan sonra beden temizliğinin bir anlamı yok. Ne diyor dansöz kadın! Çırılçıplak soyunmuş; sen benim kalbime bak diyor. Allah âkıbetimizi hayreylesin. Boşuna demiyoruz öyle de olur, böyle de olur sakat bir sözdür, yanlış bir sözdür. Ne öyle olur, ne böyle olur. Allah'ın dediği gibi olur. Senin üzerinde Allah'ın dediği ne var ki. Onun vicdânına bakacakmışız. Vicdânın palas-pandıras gösteriyor senin ne olduğunu. Hezeyanlar (saçmalıklar) çok, bunların hangisini ele alırsın. Bir şey bilir gibi; “Tûti'ye belletirler ilmi kelamı, Sözü insan olur ama özü insan olmaz.” BUNLARIN NE SÖZÜ İNSAN, NE ÖZÜ İNSAN!!! Çok çelişkiler içindeyiz. Bunlardan âcilen Allah Teâlâ ve Rasûlü'nün (Sallallahu Aleyhi Vesellem) emrettiği vechile kurtulmak mecburiyetindeyiz. Mevlâ-i Müteâl din adamlarımızı çoğaltsın. Yapılan istatistiklerde bilmem kaç bin kişiye bir doktor düşüyormuş. Ama hep bizim işimiz gücümüz bedenimizle, ruhumuzdan haberimiz yok. Acaba ruh doktorları kaç kişiye kaç tane düşüyor? Onlar çoğaldıkça manevî hastalıklar defolup gidecektir. Manevî hastalıkların bu kadar çok oluşu onların az oluşunu gösteriyor. Ölçüler çok noksandır, ölçüler çok bozuktur. Bu ölçüleri düzeltmek mecburiyetindeyiz. Allah Teâlâ devletle milleti birleştirsin. Devlette ayrılıklardan bahsediyor; Ayrılıklardan şikâyet ediyor, dönüyor diyor ki; “Milletim Müslüman, ben lâikim.” Böyle şey olmaz. Bu ikisi birleşecek. Millet, devletin kendisi olacak, devlet milletin kendisi olacak. Kaynaşma olacak, kaynaşmada ancak bu ayrılıkları gidermekle olur. Yahûdî’nin soktuğu, İngiliz melânetinin içimize karıştırdığı bu kara kedileri saf dışı etmekle olur. Başka türlü mümkün değil. Bu nedenle Cenâb-ı Hakk devlet büyüklerine de bu söylediğimiz sözleri duymak, duyurmak ve bu sözler üzerinde biraz tefekküre varmak, gerekiyorsa bu sözleri söyleyene buyur edip bir çay ikrâm etmek daha ayrıntılı daha geniş birtakım suâl cevaplarla muhâtab kılmak nasib etsin. (Allahümme Âmin.)
|