|

Her Müslüman’a ilk lâzım olan, çeki taşı gibi bir iman, sağlam bir i’tikâd. ALLAH ve Rasûlü’nün (Sallallahu Aleyhi Vesellem) O’nun vasıtasıyla ictihâd imamlarımızın, i’tikâd imamlarımızın günümüze kadar vazettikleri, getirdikleri i’tikâd, ehlisünnet i’tikâdıdır. ALLAH bizi bu i’tikâd üzere bulundursun.
32 farzı, bütün müslüman çocukları etraflıca öğrenmeli.İlmihal ilmine gönül vermeil, ilk önce öğrenilecek ilmin,o olduğunu bilmeli. Almanya’ya tahsile gitmiş bir genç.Doktoraya falan. Babasına mektup yazıyor. Babacığım burada bana soruyorlar; “Sen hangi dindensin? Hristiyan olsaydın, kiliseye giderdin, Yahûdî olsaydın, havraya giderdin, Müslüman olsaydın, namaz kılardın, câmi’ arardın. Sen hangi dine mensubsun?” diye soruyorlar bana, diyor çocuk. Çocuğunu böyle tek kanatlı yetiştirirsen, çocuğuna sâde müsbet ilimleri öğretir, din ve diyânetten yoksun bırakırsan (sonuç bu olur). İslam müsbet ilimlerin karşısında değil, mânâ ve madde ilimleri birbiriyle hemdemdir. Ne o, onsuz olur. Ne o, onsuz olur. Müsbet ilim %50 ise mânâ ilmide %50’dir. Bu 50’ler birleşirse 100 olur. Tek taraflı olursa, tek kanatlı kalınır. Böylelikle anne-babaya şikâyet mektupları yağar. Ne olur benim imdâdıma yetişin, diyor. Yüksek tahsil yaptım ama buradaki insanlara cevap veremiyorum. İnşâallah anne-babaları, buradan güzel din ve diyânetini öğrenecek ilmihâl kitapları yollamıştır da çocuklarını kurtarmışlardır. İslam dini 5 temel üzerine kurulmuştur. Lafla peynir gemisi yürümez, azîzim! Kendi kendimizi aldatmayalım. Sen bana bakma hocam, benim kalbim pırıl pırıl. Ama benim de görmem lazım. Hele bir çıkar da görelim. İNSANIN YAŞANTISIDIR KALBİ…YAŞANTISINDA HAYIR OLMAYANIN, KALBİ DE BEŞ PARA ETMEZ. KENDİ KENDİMİZİ ALDATMAYALIM, SADEDE GELELİM. İLÂHİ SÖZE KULAK VERELİM. İLÂHİ SÖZÜ SADE OKUMAK DEĞİL, ANLAMAYA DA ÇALIŞALIM, KUR’ÂN, SÂDE OKUMAK İÇİN GÖNDERİLMEDİ. ANLAMAK İÇİN GÖNDERİLDİ. ONUN İÇİN TEDRîSÂTTA BÜYÜK DEĞİŞİKLİKLER LÂZIM. MEVLÂ-İ MÜTEÂL BUNU DA NAZAR-I İ’TİBÂRA ALACAK BİR MİLLİ EĞİTİM-MAÂRİF NASÎB ETSİN. (Âmin) Fiillerimiz, yaptığımız işler, iç âlemimizin şahididir. Fiillerimiz, iç âlemimizin aynasıdır. Kâinatın Efendisi (Sallallahu Aleyhi Vesellem) : “Her şeyin bir alâmeti vardır. Müslümanlığın alâmeti namazdır.” buyuruyor. Sen nasıl böyle kuru laf eder, namazsız, abdestsiz, taharetsiz kalkarsın, kalp temizliğinden bahsedersin. Bu, kendi kendini aldatmaktan başka bir şey değildir. Rabbim, nevm-i gafletten ikaz buyursun. Hayırlı uyanıklıklar versin. Bu imanın, bu İslam’ın tadını, milletçe tatmak, şakır-şakır şöyle ağzımızın suyu aka aka bu İslam’ı, milletçe yaşamak nasîbi müyesser buyursun. Sizin midenize günde şu kadar kalori girmesi lazım, vücudumuzun ayakta durabilmesi, idâme-i hayat edebilmesi için, şu kadar kalori alacaksın. Tıp böyle demiş. Doktorlarımız da var burada. Bunu noksan verirsen beden sallanmaya başlar. E, sen Sade bedenden ibaret misin? Sade et ve kemikten ibaret misin?O hayvanlarda da var. Onlar da yer, içer.Senin bunlardan başka bir şeyin var azizim ! Cenâb-ı Peygamber’e ruhtan suâl sordu Yahûdîler. Hz. ALLAH; اَسْتَعِيذُ بِاللّهِ) قُلِ الرُّوحُ مِنْ اَمْرِ رَبِّهِ) buyuruyor: “Habîbim! O Rabbimin emridir, de”. Böyle bir mânâ yükü taşıyorsun sen. Böyle bir mânâ cevherine sahipsin sen. İşte o mana cevherinin ayakta durabilmesi için, doktorların doktoru Hz. ALLAH, benim huzuruma 5 sefer çıkacaksın, diyor, yoksa orası gereken kaloriyi alamaz. Hz. ALLAH buyuruyor ki;وَ مَا يَتَقَرَّبُ الْعَبْدُ اِلَي اللَّهِ اِلاَّ بِالنَّوَافِلِ “Kulum bana ancak yakınlık husûle getirir, kendiliğiyle bir takım kulluklar yapmak suretiyle, nâfilelere de eğilmek suretiyle, Habîb-i Edîbimin yaşantısını kendisine şiâr edinmek suretiyle, onun fazladan neler yaptığını bilmek ve onlar”ı da yapmak suretiyle.” hulâsa; YA RABBİ! SEN BENİM HÂLİK’IMSIN. SEN İBÂDET EDİLMEYE LÂYIKSIN. BEN DE SENİN KULUNUM, İBÂDET ETMEYE MUHTÂCIM. EKMEK KADAR, SU KADAR, NE EKMEK KADAR DAHA DA ÇOK. O BÜYÜK NİMET DE ONUN İÇİN DİYORUM; EKMEK KADAR, SU KADAR, HAVA KADAR, SANA KULLUK YAPMAYA İHTİYÂCIM VAR, DİYECEKSİN. HUZÛRU İLÂHÎYEYE VAKTİ EDÂ İÇİN DEĞİL, RABBE KULLUK İÇİN YANAŞACAKSIN. Namazsız hiç bir yere varılmaz. Ortalıkta namazı biraz hafife alan yâhut namazsız olanlar diyor ki; Bu hocalar zâten başka bir şey bilmez ki, dönüp dolaşıp hep namazdan bahsederler. Hz. ALLAH, Kur’ân’ında müstakil olarak 30 sefer namazı emretmiş, buna ne ihtiyâç vardı, azîzim! Bir sefer söyleyeydi ya. Hz. ALLAH اَقِيمُوا الصَّلاَةَ وَ آتُوا الزَّكَاةَ emirleriyle 30’da böyle namazla zekâtı bir arada zikretmiş.30’da müstakil zikir âyeti var, ALLAH, namzı 100 sefer emretmiş.Hoca 100 sefer söylediyse suç mu oldu, kabahat mi oldu? Namazsız bir yere varılmaz ki, hoca onun için ısrarla bunu söylüyor, onun için seni arkasında görmek istiyor. ALLAH Teâlâ, kendisine sorarsa; Hasan, Ahmed, Mehmed kulum da arkada mıydı? Evet, arkadaydı, desin diye sana bunu ikide-bir söylüyor.
Hoca efendilerin kadri kıymetini bilelim, hoca efendilere itâle-i lisanda bulunmayalım, hoca efendiyi sevmenin Hz. Muhammed’i (Sallallahu Aleyhi Vesellem) sevmek olduğunu bilelim. Birbirimize hiç bir zaman arka dönmeyelim,birbirimizi taşlamayalım,birbirimize kara leke çalmayalım.Birbirimizi Allah için sevelim.Selamlaşın… Biz, bunda bile acziyet gösteriyoruz. Yarım ağızla selam veriyoruz, yarım ağızla selam alıyoruz. Bazen de kafamızı çeviriyoruz, şu selamsız geçse falan, gibi. Çok esef verici bir hal. Selam; teşbihte hata olmasın, 404 gibidir. Çok güzel yapıştırıcı diyorlar 404’e, ben de onun için diyorum. Liseli bir genç talebe bulmuş 404’ü. Yâ efendim, eğilmemiz lâzım olan şey Ümmet-i Muhammed’e fâideli şeyler. Selam hiçbir masrafsız, külfetsiz kardeşi kardeşe 404’le bağlar. Söylenilmesi lâzım olan, çok noksanımız var. Biliyoruz, ediyoruz dememeli, bilgilerimizi tazelemeli. İlmihâl kitaplarını elimizden düşürmemeli. Okuma alışkanlığını kendimize şiâr edinmeli. Bilir bilmez laflar söylememeli. “Gidip Araplara para mı yedireceksin?” Dememeli. Bunlar böyle bilerek söylenilirse, tekrar bir i’tikâd-amel bütünlüğüne ihtiyâç vardır, tecdîd-i iman etmek lazım. Oraya gitmekle ALLAH’ın emrini yapıyoruz, namaz kılmakla ALLAH’ın emrini yapıyoruz, oruç tutmakla, mideyi temizlemek değil, ALLAH’ın emrini yapıyoruz. Böyle bir şey de oluyorsa, o geriden gelir. Ne diyor doktorumuzun biri; yakın zamanda Avrupa, bu mide hastalıkları için orucu emredecek, bir takım siyatik romatizma için namazı emredecekler, doktorlar mecbur bunu emretmeye, diyor. ALLAH emrederde faydalı olmaz mı, ALLAH emrederde maddî-manevî nafi’ (menfaatli) olmaz mı? Emir, onun emri, onun emri altına girmek selâmettir, onun şemsiyesi altından çıkmak felâkettir. Biz istiyoruz ki iki yazımız olsun. Aslî yazımıza da kavuşalım.1400 küsür senelik tarihimizden de haberimiz olsun. Kütüphânelerimizin hepsini açabilelim, içinde bulunan güzel eserlere bakabilelim, okuyabilelim, anlayabilelim. İlim bu, ilim bu!!! Bu nedenle, bu Latin yazısı gerekliyse, bunu da öğrenelim, aslî yazımızı da, İnşâallah kavuşalım. O zaman bakalım, Mevâhib-i ledünniyye Hz.Muhammed’i (Sallallahu Aleyhi Vesellem) bize nasıl tanıtmış, açacağız, bakacağız. Şimdi bize bir şey demiyor. Onlardan belki bir takım kıpırtılar, Latin yazısıyla yazılmış bir takım eserler de mevcut ama köken orada, köken varken, asıl varken, vekile ne lüzum var. Aslı okuyalım, aslı öğrenelim, asla kavuşalım. Bizim yazımız çok güzel efendim, alman gencine soruyorlar, neden Müslüman oldun? —Müslümanların yazısına hayran oldum !, diyor. Bütün müzeleri bizim yazılarımız süslüyor. Gerçek muasır medeniyet; iman ve İslam’dır. Onun dışında medeniyet arayan,medeniyetsizliği bulur. Bildiklerimizi yaşamalıyız, anlayamadığımızı ehlinden sormalıyız. Kitap yeterli değildir efendim. Kitap yeterli olmuş olsaydı Hz. ALLAH Kur’ân’ını yeryüzüne inzâl eder, hadi birer tane evinize alın, bildiğiniz gibi amel edin, derdi. Yanı başında bir de, Hz. Muhammed Mustafâ’mızı (Sallallahu Aleyhi Vesellem) gönderdi. Öyleyse, muhakkak bir bilene ihtiyaç var. Bu nedenle Yüce Mevlâna; “YA BİR BAŞ OL, YA BİR BAŞA AYAK OL!” diyor. Sakın bundan fâriğ kalmayın. Bu bozukluk, bir takım yanlışlıklar, tabî bidâyette yapılmış, yanlış bir adım atılmış, yanlışta ısrar edilmez. Yanlış bilinirse er geç çöp tenekesinde yerini bulur. Bizim yegâne temennimiz; devlet idârecilerinden de, Büyük Millet Meclisinden de, ALLAH ve Rasûlü’nün râzı olduğu bir metod üzere hareket etmemizdir, dünyada, ahiretimizi kazanmamıza devlet babamızın da önderlik yapmasıdır. Baba, sade çocuğunun bedeni ile mükellef değil, ruhuyla da mükelleftir. Rabbim İnşâallah, bu şuûru, ikrâm ve ihsân ile daha iyiye, daha doğruya, daha güzele kavuşmamızı nasîb eder. İslam’ın, batıdan alacağı bir şey yoktur.Batının,İslam’dan alacağı çok şeyler vardır. Sâde Rabbim, Müslüman necip Türk milletine, ecdâdı gibi İslam’ı yaşamak, her tarafa İslam’ın güzelliklerini götürmek nasîb etsin. İslam’ın bir takım uydurulmuş kelimelere ihtiyâcı yoktur; Sosyalizm’di bilmem neydi falan. İslam başlı başına bir “şeydir.” Her şeyin ona ihtiyâcı vardır. Onun hiçbir şeye, demokrasiye, bilmem neye de ihtiyâcı yoktur. Bizim kanâatimize göre, uydurulmuş bu kelimeler, İslam’ı ağza almamak için geçirilmiş birer kılıflardan başka bir şey değildir. Bu nedenle Rabbim bize İslam’ı öğretsin, demokrasiyi değil. Bir takım teknik aletler, televizyonlar, videolar bizi geç saatlere kadar robot gibi kendisine baktırıyor. Vaktimizi de telef edip gidiyor. Cenâb-ı Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vesellem) teheccüd namazını hiç bırakmamışlardır."Ümmetime 3 şey kuvvetli sünnettir, bana da farzdır." diyor. "Teheccüd namazı,sakal bırakmak,misvak kullanmak." Onun için bazı ulema, sakalın vacib olduğunu söylüyorlar. Cenâb-ı Hakk İnşâallah, böyle bir kayıt-kuyut işi yoksa devletle alakası yoksa bir an evvel o sünneti seniyyeyi icrâ etmek, bütün kardeşlerimize nasîb etsin. Sakal büyük nimettir.
HASAN HÜDAVERDİ BURKAY
MEVLİD KANDİLİ SOHBETİ'NDEN BİR KISIM (1991)
|