|

Oruç,dinimizin baş emirlerinden sayılır.Her iman sahibi çeşitli faydalarını düşünerek, fakat bu faydalardan daha çok Yüce Allah’ın emri olduğu için , belirli ve bilinen zamandaki orucu tutar.Orucun faydaları sayılamayacak kadar çok olmakla beraber; onun faydalarını
öğrenmekten ziyade , ibadet sayılan bu orucu gerektiği gibi tutabilmek önemlidir.Bunu başardıktan sonra kalanı kendiliğinden gelir.
Bu büyük nimet; kalbe rikkat ve hislere yükseklik verip, nefsin azgınlıklarına engel olur.İnsanı açları,yoksulları,hasta ve acizleri düşünüp, anlamaya ve onlara yardımcı olmaya sevk ederek; gönlün Yaratıcı’ya yönelmesine etkili olur.Bu sebeple oruca; “ İbadetlerin kapısı ve azgın isyan denizinin selamet sahili” dense yeridir.Ağaçların ve bağların senede bir budanması, onların gelişmesi için nasıl lazımsa; beden ve ruh sağlığı, iman ve irade inkişafı için de oruç öyle lazım ve zaruridir.Bu kudsi vazifeyi başarabilmemiz için, başarı sahibi İslam büyüklerinin eserlerinde işaret buyurdukları tarzda oruç tutmasını bilmek gerekir.Yani, İslam dininin özüne ermiş, gerçeği gereği gibi bulmuş kimseleri dinlememiz icab eder.İşte bu sebepten, yaşadığı asırda olduğu gibi, çağımızda da serdettiği fikirleri,terbiye ve ahlak üerine yazdığı eserleri, daima takdir edilen Abdülkadir Geylani Hz.; sekiz asır evvel yaşamış olmasına rağmen, okununca günümüz için yazılmış olduğu duygusunu veren Sırrül Esrar adlı eserinde bir çok ibadetleri maddi ve manevi yoldan incelemiş, düşüncelerini yazmıştır.Bu büyük insan orucu üç yönden ele alıyor :
Şeraitte oruç, tarikatte oruç, hakikatte oruç. Şeraitin orucu; Gündüz olunca yemekten,içmekten beri olmak ve meşru münasebeti terktir. Tarikatin orucu ise ; Gece, gündüz bütün duyguları haramdan korumaktır.kötü, akla uymayan şeyleri zahirde olduğu gibi , batında da terktir.Şeriat orucu muvakkattır(geçici) , fakat tarikat orucu ebedidir.Ömür boyunca devam eder.Asıl oruç budur. Bu oruçlardan maada bir de hakikat orucu vardır.Bu da; kalbi Allah’ın Zat’ından gayrine tapmaktan almaktır.Sır aleminde O’nun (cc) sevgisinden gayrini müşahade etmemektir.Çünkü insan O’nun (cc) için yaratılmıştır. Bunu Cenab-ı Hakk hadis-i kudsisinde bizlere şöyle haber vermektedir : “ İnsan benim sırrım,ben de onun sırrıyım.” Sır ise Allahu Teala’dan bir nurdur.Ondan gayrine meyli sevmez.Onun için Allah’tan başka sevgili ve rağbet edilecek kimse ve matlup (aranılan) bu alemde olmaz.Ahirette de olamaz.Buna binaen. “ille seni,ille seni” denir.Kalbe Allah sevgisinden başkası girince, hakikat orucu bozulur.Onu yeniden kaza etmek gerekir.Tekrara O’nun (cc) sevgisini kalbe daim ve kadim yerleştirmeye say ve gayret etmek lazım gelir. Necmettin Kübra Hz. de orucu şöyle tarif ediyor : “Orucun zahir manası olduğu gibi, batın manası da vardır.Batın denilince akla kalb, ruh ve sır gelmelidir.Kalbin orucu, özünde doğru bulmadığı, fakat aklın cevaz verdiği şeyi kabul etmemesidir.Ruhun orucu, her halinde ruhani kuvvetleri düşünmesidir. Sırrın orucu, Allah’ın Zat’ından gayri şeylere bakmaktan kendini korumasıdır.” (…devam edecek)
Hasan Hüdaverdi Burkay (ks) Hz’nin Mev’iza-i Hasene 1-2 Kitabı’ndan alıntıdır.
|