Giriş
     
Ramazan'ı Anlamak PDF Yazdır E-posta

                                                                   

            Sevgili Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem)'e ikramda bulunmak isteyen insan, sünnetini yerine getirecek. Sevgili Peygamberimiz’in (Sallallahu Aleyhi Vesellem) muhabbetini kazanmak isteyen, üzerine bol bol salât-ü selam getirecek. Bal, bal demekle ağız tatlılanmaz. “Seviyorum, seviyorum.” demekle iş hallolmaz, sevdiğini isbat edeceksin. Sahabe-i Kiram gibi. O büyük sahabe(ler) فَدَاكَ اَبِى وَ اُمِّى يَا رَسُولَ اللّهِ  diyor. "Sade bizim nefsimiz değil, nefsimizden üstün olan anne-babamız da sana feda olsun Ya Rasulallah" dediler ve bu sözü isbat ettiler, tescil ettiler, yerine getirdiler.  Hendek muharebesinde bir sahabi Allah Rasulü'ne şemsiyelik yaptı. Böyle elleri ve ayakları üzerine durdu, 16 tane ok yedi. Allah Rasulü muhafaza oldu alt tarafta. Diğer bir sahabi Rasulullah'a (Sallallahu Aleyhi Vesellem) sallanılan bir kılıca kolunu verdi, Allah Rasulü'ne isabet etmesin diye.(Onlar) isbat ettiler... Bugün bizim isbatımız sünneti seniyyesini yerine getirmek. Bugün bizim isbatımız üzerine bol bol salât-ü selam getirmek. Bunu vazife bilmek. Her gün bunu yerli yerince yapmaya gayret etmek.

             Birkaç sene önce kanser ihtisas’ı yapmak için Amerika’ya giden bir doktor uğradı (yanıma) veda etmeye. Ona dedik ki; Tabi ihtisas yapacaksınız, araştıracaksınız, hastalıkların nedenini bulacaksınız, Cenab-ı Hakk’tan şifasını dileyeceksiniz, ilaç vereceksiniz vesaire… Ama Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) diyor ki; Hastalıklarınızı maddi manevi tedavi edin. Hastalarınıza zikrullahta telkin edin. İç âlemimiz Allah sevgisiyle dolarsa, orada kansere, başka hastalığa yer kalmaz. O boşluklardan istifade ederde o hastalıklar hücum eder. Bu nedenle hastalarınızı 2 yönlü tedavi edin. Kâinatın efendisi (Sallallahu Aleyhi Vesellem) diyor; Abdestten sonra şifa niyetine içilecek 3 yudum su 70 derde devadır.Allah Rasulü böyle diyor. Bundan daha güzel reçete nereden alınır. Cenab-ı Hakk, Allah  Rasulü’ne (Sallallahu Aleyhi Vesellem) gönül verdirsin ve dediklerini yaptırtsın. Ben bütün kardeşlerime bunu tavsiye ediyorum. Maddi manevi hastalıklarımıza şifa olsun niyetiyle abdestten sonra sağ elimizle 3 yudum su. Midem ağrıyor diyende bunu yapsın, siyatiğim var diyen de bunu yapsın. Yok, şuramda buramda bir takım sancılar var diyende bunu yapsın. Göreceksiniz Allah Teâlâ sebebini halkedecek.

             Özel bir rahatsızlığınız varsa, tedavi tevekküle mani değildir. Hz. Allah tedavi olun diyor. Doktora da gidilsin (ama) salih doktorlar bulunsun, onlara gidilsin. “Böyle Araplar çok yiyiyormuşda Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Arapların midesi dinlensin diye 1 ay oruç emretmiş” (diyen) orucu kimin emrettiğini bilmeyen doktora gidilmesin. Onun oruç tutma dediğine itibar edilmesin. Orucu kim emretmiş onu bilsin hatta kendide oruç tutan, namaz kılan salih bir doktora gidip muayene olunsun. Hanımları hanım doktorlara götürün. Kendi cinsinden olanlar onların hallerinden daha iyi anlar.

          Kâinatın Efendisi (Sallallahu Aleyhi Vesellem), Ramazan-ı Şerifi üçe taksim etmiş. Başı Rahmet, ortası Mağfiret, sonu Cehennemden azad. Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi Vesellem) böyle söylüyor efendim! O diyorsa doğrudur. O Muhammed-ül Emin. Kâfirler bile böyle tasdik etti O’nu. O Muhammed-ül Emin’dir, yalan söylemez dediler. Cehennemden azad ne demek? Böyle bir pusulayı cebine koyduktan sonra, artık senin yolunu şaşırman doğru olur mu? O yolda sabit kadem olacaksın, o yolu benimseyeceksin, o yolda adım adım yürüyeceksin, o yolun güzel olduğunu tasdik edeceksin. O yoldan Allah’a gidileceğini bileceksin. Bir kul (imânen), Allah’a gitmek istiyorsa yönü kıbleye, alnı secdeye deyecek. Allah’a gidilecek başka yol yok. Bundan başka yol arayan cehennemin yolunu tutmuş olur. Bizim namazımız kılındı ,orucumuz tutuldu hezeyanında bulunanlar adeta arka dönmüş cehenneme doğru koşa koşa gitmiş olur.

          ŞERİAT ÂLÎ KAPIDIR. Şeriat İslam dinidir.Şeriat Hz.Muhammed’dir.(S.A.V).Şeriat Hz. Kur’an’dır.Şeriat Hz. Muhammed’in (S.A.V) yoludur.Şeriat Sahabi yoludur.O yoldan başka yol arayan dalalettedir.Hidayet yolu Şeriattır.Bazı kardeşlerimiz din diyanet yönünden o kadar zayıf kalmışlarki ;adam namaz kılıyor oruç tutuyor .Ben namaz kılarım ,oruç tutarım ama ben şeriatçı değilim diyor.Ayıkla pirincin taşını.Namazın ,orucun şeriat olduğunu bilmiyor.Bu nedenle cehil (cahillik)küfre götürür.İlim imana götürür.

          İlmi nafi’. İlmi nafi’ nasıl olur? Bildiğiyle amel ettirir. İnsanı Allah’a (layık) kul yapmaya sevkeder. Ukalalık yapmaya değil. Ona buna bilgiçlik taslamaya değil. Adam olmaya yön verir. İlmin nafi’si böyle olur. Ben bilirim dedirtmez. İnsanın bildiğinden (daha) pek çok bilmediği vardır. İnsanın cami’, külli bir bilgiye sahip olması mümkün değil. Bu nedenle Cenab-ı Hakk sorumlu olduğumuz noktaları güzel öğrenmek ve onu hayatımızda tatbik etmek (nasib etsin) işte ilmin özü bu, onunla yaşamak.

            Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi Vesellem), “Sakın Aksakallı ihtiyarlar siyah sakallı genç âlimlerin önüne oturmaya utanmasınlar” buyuruyor. İlimsizlikten utanılır, bilgisizlikten utanılır. İlim tahsilinden utanılmaz. Bu nedenle öğreneceğiz, okuyacağız. Allah’a yaramaz bir huyumuzu (çöp) tenekesine atmak için okuyacağız. Onun yerine iyi bir huyu ikame etmek için okuyacağız ve böyle iyi huylarla kötü huyları becayiş (birini verip ötekini alma) yapacağız. Burada o temizliği yapacak olursak, ahirette temizlik diye bir şey kalmaz. Temizlerin içine (girebilmemiz) için temiz olmamız şart. Burada yapmazsak temizliğimizi orada yaptırırlar. Oranın temizliği çok şiddetlidir. Allah bu temizliği oraya koymasın (bıraktırmasın).

             Nefsin bütün illetli huylarından ölmek lazım. Nefsin bütün geçersiz huylarından ölmek lazım.  Nefsin bütün ahirete yaramayacak hallerinden geçmek lazım. Bunların yerine güzelini ikame etmek lazım! Bu nasıl olacak diye bayağı uzun seneler endişe etmiştim. Atalarımızdan biz duyduk; Huy, canın altındadır. İlk önce can çıkar sonra huy. E..! bu huy nasıl olacak böyle, can çıkmadan huy (çıkmazsa). Meğerse huyu tebdil etmek varmış. Kötü huyu iyiye dönüştürmek varmış. Çıkarıp atmak diye bir şey değil.

 

             Hz. ALLAH Sure-i İsra’da (buyuruyor ki);  وَ اِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ وَ لكِنْ لاَ تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ   Hz. ALLAH eşya bağıra bağıra zikreder, o kadar gaflet içindesiniz ki onun bağıra bağıra (yaptığı) zikri duyamıyorsunuz” (buyuruyor). Tabi duyanlar ayrı. Duyanlarda var. Eşya hem zikreder hem zikir duymayı ister. Onun içinde İslam büyükleri; “Hâlî (boş) arazide yürürken, oralarda gezerken cehri zikredin” diyor. Ağaçlar, nebatlar sizi duysunlar. Onlarda zikir zevkini sizden alsınlar. Onlar hem söylemesini severler, hem duymasını. Hatta ağaçlar akşam olduğu zaman birbirlerine öyle derler “Yahu sen bugün ehli zikre rast geldin mi? Bir ehli zikir senin yanından geçipte ALLAH’ı andı mı, zikretti mi? Etti. Yahu benim yanımdan (zikr)edemedi. Gel öyleyse, sen madem duydun, seninle bir sarmaş dolaş olalım. Ağaçlar birbiriyle böyle ruhaniyette sarmaş-dolaş olurlar” diyor. Bu nedenle her birerlerimiz hâlî arazilerde ALLAH’ı cehri zikredelim ALLAH, ALLAH, ALLAH diyelim.

           Yüce Mevlana; ALLAH’ın yasak ettiği bütün şeyler insanı sarhoş etseydi yeryüzünde ayık insan zor bulunurdu, diyor. Gıybette aynı içki gibidir. ALLAH muhafaza etsin. Efendim! Bir tüccarın kâr edebilmesi için zarar kapılarını kapaması lazım. Gıybette büyük bir zarar kapısıdır. Kardeşinle uğraşmak, üzerinde var-yok hallerinden bahsetmek en büyük zarar kapısı. Bu nedenle Cenab-ı Hakk bu kötü evsaftan (vasıflardan) millet olarak bizi kurtarsın ama çok fena tutulmuşuz, çokta tatlı geliyor. Hatta bir kardeşini senin yanında böyle gıybet ederlerse birkaç tanede sen ilave ediyorsun. Yahu senin vazifen bu değil diyemiyorsun. Sen gıybet ediyorsun ölü eti yiyiyorsun diyemiyorsun. Sanada tatlı geliyor birkaç tanede sen ilave ediyorsun. Birbirimizi ALLAH için sevelim yahu! Noksanımız varsa yüzümüze söyleyelim. Kardeşim seni bu hatalı işte görüyorum ben. ALLAH seni yakın zamanda bu işten kurtarsın diyelim.

            Ehlullah’tan bir zata gelmişler; “Hazret! Filanca adam senin hakkında şöyle diyor-böyle diyor” demişler. O da ona demiş ki; O kardeşimle aramızı açmak için şeytan senden başka elçi bulamadı mı? Söylenilecek laf bu azizim! Bugün ondan sana laf getirdi yarında senden ona laf götürecek. Bu büyük bir hastalık. Karasinek gibi her tarafa konacak.

            Bol bol اَسْتَغْفِرُ اللَّهَ demeli efendim! ESTAĞFİRULLAH zikirdir. LA İLAHE İLLALLAH demiş gibi, ALLAH demiş gibi, hem de gönlümüzün kirini ağartır. Elimizin kirini sabun nasıl ağartıyorsa Estağfirullah (demek)te gönlümüzün kirini böyle ağartır. Gönlünün kirini peşinen ağartacaksın, ondan sonra zikrullah ile tezyin edeceksin (süsleyeceksin). Ondan sonra ALLAH’ın güzelliklerini bekleyeceksin. Ne demiş şair;
Sür çıkar teşvişi ki ta tecelli îde Hakk,  Hane mamur olmadan padişah konmaz saraya.

           ALLAH’a sık sık şükretmek lazım. Ağız dolusu Elhamdülillah (demek lazım) öyle dil ucuyla değil. Vücud nasibini alsın o hamdten. Elhamdülillah diyebilmek. Böylelikle ruhanî gıda vücudta yerini bulur.

          Üstazımız Ahıskalı Ali Haydar Efendi İstanbullu biz onun sakalı dibinde büyüdük, birisi ona fakirlikten bahsetmiş. (Ali Haydar Efendi); iyi ya! Sana hararetli bir zamanında bir bardak su yerine bir bardak altın verelim, hangisini tercih edersin. Demiş. Altın harareti dindirir mi? Suyu tercih ederim. Bak gördün mü o büyük nimeti sen göremiyorsun fakirliğinden bahsediyorsun ALLAH seni ne nimetlerle zinetlendiriyor. Ver bakalım şu kolunu da birkaç milyon verelim sana. Kolunun birini bize ver. ALLAH ne nimet vermiş vücudunda. Hangi fakirlikten bahsediyorsun, hangi yoksulluğu anlatıyorsun bana.

          Köse bir adam huzuru Rasulullah’a geldi. Şöyle beş-on tel sakalı varmış. Sahabeler, güldüler. Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’de güldü ama ayrı gülüşler. Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) gülünce o sahabi daha mahcub oldu. Öbür gülenlere bir şey demedi de (ALLAH Rasulü’nün gülmesine üzüldü) ALLAH Rasulü (Sallallahu Aleyhi Vesellem) yanına çağırdı.“Benim gördüklerimi sen görüyor musun? O sakalının her tüyünde melaike görüyorum ben” dedi. Böyle kösedir, şurda var burda yok (diye) sakal bırakmamazlık yapmamışsın bu sünneti yerine getirmişsin. ALLAH’ta senin sakalını meleklerle süslemiş. Ben onun için tebessüm ettim (diyor ve) böyle müjdeliyor.

          Kur-an’ı Kerim’i okuyacağız efendim! Kur-an’ı Kerimi duvar süsü yapmayacağız. Her gün açacağız, ne kadar okuyabileceksek her gün aynı şekilde vird edinerek okuyacağız. 1 cüz ise 1 cüz, 10 sahifeyse 10 sahife. Kur-an’ı raftan almak ibadettir, rahleye koymak ibadettir, okumak ibadettir. Tekrar aynı minval üzere Besmeleyle kapamak ibadettir, yerine kaldırıp koymak ibadettir ve özel Kur-an’ın olsun mizana konacak İnşaallah, özel seccaden olsun, özel tesbihin olsun, özel misvakın olsun hem güzelleri olsun. Bilmem neyin en iyisini alırsın, tesbihe gelince naylondan beş liralık tesbihi savurursun! Böyle olmaz. İbadet aletlerinde güzel olacak, imrendirecek böyle göreni. Ne güzel Kur-an’ı Kerim’ler var şimdi altın yaldızlılar filan, adamın elinden bırakası gelmiyor. Ne güzel halı seccadeler var. Namaza durdumu kıldıkça kılacağı geliyor. Böyle olacak iştahını açacak insanın. Seccadenin üstünde ağzının suyunu akıtacak.

        Şerâfeddin Zeynel Âbidin Hazretleri Ramazânı Şerif için dikkat edilecek on husus zikrediyor; 1. Şa’bân-ı Şerifin 15’inci gününden itibaren, orucun faziletine noksanlık getirecek her türlü halden korunarak, Ramazân-ı Şerife hazırlık yapmak. 2. Dâima, “Memur ve muvazzaf (vazifeli) bulunduğum sûrette, oruç tutmaya muvaffak olabilecek miyim?” diye tefekkürde bulunmak ve mümkün mertebe oruç ahkâmını bilmek. 3. Haramdan, mekrûhâttan ve orucun faziletini kaybettiren şeylerden sakınıp, hakkıyla oruç tutmaya niyet ve azmetmek. 4. Gıybet, bühtân (yalan, iftira) ve mâlâya’nî (faydasız, boş) hal ve kelâm gibi orucu ifsâd edecek (bozacak) şeylerden sakınmak. 5. İftar vaktinde, ni’meti ihsân eden Cenâb-ı Hakk’a, hamd ve senâ ederek yemek yemek. 6. Zarûri olmayan fuzûli kelâmdan sarf-ı nazar edip (vazgeçip), sükûtu ihtiyâr etmek (susmak). “Söyleyeceğim söz, orucun faziletine halel (eksiklik) getirecek mi?” diye düşünmek ve ona göre ifâde-i kelâmda bulunmak. 7. İftardan evvel, sahurdan sonra; 101 defa “ ESTAĞFİRULLAH” ve sonuncuda: “EL AZÎM EL KERÎM ELLEZİ L İLÂHE İLL HÛ. EL HAYY-EL KAYYÛME VE ETÛBÜ İLEYH. VE NESELÜHÛTTEVBETE VEL MAĞFİRATE VEL HİDÂYETE LEN İNNEHÛ HÜVETTEVVÂBURRAHÎM. TEVBETE ABDİN ZALİMİN LİNEFSİHİ, LA YEMLİKÜ LİNEFSİHİ, MEVTEN VE L HAYÂTEN VE L NÜŞÛR” demek. (Büyük ve küçük günahları tefekkür ederek söylemek). 8. Her gün en az, bir hurma kadar olsun, fakire sadaka vermek. 9. Her gün en az, bir veya üç cüz kadar Kur’ân-ı Kerîm okumak. 10. Mümkün olduğu takdirde, câmi-î şerifte i’tikâf etmek. Câmiye girildiğinde, beş dakika bile olsa, i’tikâfa niyet etmek.( yani; NEVEYTÜ’L-İ’TİKÂF demek ).

                                                                       (Hasan Hüdaverdi Burkay ks Hz'nin 1993 yılı İstanbul Ramazan Sohbetinden derlenmiştir) 

Bookmark and Share

 

 

Hüdaverdi Kız Öğrenci Evi

Namaz Vakitleri

Şu anda 22 ziyaretçi çevrimiçi