Giriş
     
Sakın Ölülerle Oturmayınız PDF Yazdır E-posta

Hadis-i şerifte
_Sakın ölülerle oturmayınız buyurulur.Ashab sorar :
_Ey Allah’ın Rasulu , ölüler kimdir?
Allah Rasulu (s.a.v):
_Ölüler dünyaya dalanlardır. buyurur.
        Allah Rasulu , amacı dünyaya ait gayeler , hedefler hırslar olmuş kimseleri, ölüler olarak tanımlamıştır. Dünya denilince; kişinin toplumda saygın bir yer edinme gayesinden maişet derdine, aile efradına ,eğlence ve nefsani arzularına kadar  sayılabilecek pek çok çeşitli istek bu kavramın içinde anlaşılır. Tüm bu

 sayılan hususlar Allahü Teala’nın ikaz ettiği üzere ıslah edilmez ve kullanılmaz ise itikad gemimizde  birer koca delik açar.

       Allah Rasulü (s.a.v) bir hadisi şeriflerinde: “Akıllı kişi, nefsine hâkim olan, onu hesaba çeken ve ölüm sonrası için çalışandır. Âciz kişi de, kendini nefsânî arzularına tâbi kılan ve bununla beraber Allah hakkında bir takım kuruntulara dalıp giden ve temennîlerle yaşayan kimsedir.” (Tirmizî, Kıyâmet 25. Ayrıca bk. İbni Mace, Zühd 31) buyurmaktadır.

        İbni Ataullah Hazretleri belki de bu hadisin şerhi mesabesinde şöyle buyurmuşlardır: ‘’Amelsiz ümit hakikatte boş bir temenniden ibarettir.’’. Kul olmak, ibadette ve ahlakta Allah’ın elçisine tabi olmayı gerektirir. Kişi sevdiğini rol model alır. Tabi olmak için sevmek ve meyl etmek şart olduğu gibi bu iki husus kişiye sevdiğinin davranışlarını yapmasına onun rengine boyanmasına netice verir.

        İmamı Rabbani Hazretleri Mektubatında : ‘’Dünyada Hak yolunda kullanılmayan her şey manevi âlemimiz için bir musibettir. Dünya ehli dünyada bütün hayatları boyunca karanlıklar içinde uğraşıp didinirler, ahirette ise pişman olurlar. Dünyayı terk etmek demek, kalbin onu sevmemesi, ona düşkün olmaması, kıymet vermemesi demektir. ‘’(197. Mektup)buyurmaktadır.

        Elbette insan toplum içerisinde bir yer edinecek arkadaş dostlar eş ve aile edinecek verilen ömür süresince yaşayacaktır. Ancak bu yaşayışta karşısına çıkan hadiselerde ve tanıştığı kimseler hakkındaki seçiminin onu kendi ahret akıbetine götüreceğini, sonunu kendi eli ile belirleyeceğini bilmelidir.

                           MUHABBET EDİLEN KİMSENİN HALİ, DİNİN ÖLÇÜLERİNE GÖRE ÖLÇÜLMELİDİR..

         Şihabuddin Sühreverdi Hazretleri Avarifü’l Mearif kitabında insanların sohbetlerindeki fayda ve tesirler hususunda şöyle buyurur:’’İnsan bir şahsın arkadaşlık ve sohbetine meylettiği  zaman kendisini şöyle bir kontrol edip ,kime meyl ve muhabbet ettiğine bir bakmalı ; muhabbet ettiği kimsenin hallerini dinin ölçülerine göre ölçmelidir… Eğer meyl ve muhabbet ettiği kimsenin fiil ve hallerini bozuk görürse  önce kendisini ayıplayıp kınamalıdır.Çünkü arkadaşının hal ve ahlak aynasında kendi kötü hali yansımıştır.Bu durumda ona gereken ; böyle bir arkadaştan arslandan kaçar gibi kaçmaktır.Çünkü onunla beraber olduğu sürece zulüm ve bozukluğu artacaktır.’’

        Yüce Rabbimiz tüm mü’minleri birbirine kardeş olarak ilan ettiği halde, dostluk için namaz kılan ve infak ehli olan mü’minleri hedef göstermiştir. Âyet-i kerime şöyledir:
 
       “Sizin dostunuz (veliniz) ancak Allah’tır, Resûlüdür ve namazı gereği gibi kılan,  zekâtı veren ve rukû eden (Hakk’a boyun eğen) mü’minlerdir.” (Mâide, 55)

       İbn Atâullah –kuddise sirruh- işte bu hassas konuya dikkat çekerek, beraber bulunulabilecek arkadaşın iki temel vasfına dikkat çeker:
1. Hâli, seni gafletten uyandırmalıdır.
2. Sözü Hakk’a yönlendirmelidir
Zira, insan nefsi, halini beğendiği kimseyi taklide meyyaldir.

       Bazı sûfiler demiştir ki: “Arkadaş olduğun kimsenin yanında bulunduğun zaman, salah ve fazilet yönünden gelişmiyorsan, günahların ve eksikliklerin azalmıyorsa böyle birileriyle oturup kalkmanın sana bir faydası yoktur. Hâli seni uyandıran kimse, sen gaflete düşmüşken kendisini görünce sana Allah’ı hatırlatan ve seni gaflet uykusundan uyandırandır. Dünyaya rağbet edersen, o seni hâliyle zühde çağırır. Masiyete düşersen, onu görünce tevbe ve taata yönelirsin.”

                         NE ZAMAN YALNIZ KALMAYI TERCİH ETMELİ?

         Yine basiret sahibi mü’minlere bir uyarı olmak üzere de şöyle buyrulur:

         “O Allah, Kitap’ta size şöyle indirmiştir ki: Allah’ın âyetlerinin inkâr edildiğini yahut alay edildiğini işittiğiniz zaman, onlar bundan başka bir söze dalıncaya kadar kâfirlerle beraber oturmayın; yoksa siz de onlar gibi olursunuz…” (Nisâ, 140)

          Öyle ise etrafımızda dinin ölçülerine uymayan şahıslardan başkası mevcut değil ise arkadaşsız kalmak, onlarla bulunmaktan daha iyidir. Hz Peygamber de vahiy öncesinde Hira mağarasında yalnızlığa çekilerek içinde bulunduğu toplumdan uzaklaşmış ve O’nu yaratan Birre yönelmiştir.

        Bazen toplumdan uzaklaşarak yalnızlığı tercih etmek, bizi daha doğru kararlar almaya ,hakikatimizi düşünmeye ve kendimizle meşgul olarak eksiğimizi gidermemize yöneltir. Nasıl ki bir kitabı gözlerimizin içine sokarak değil de belli bir  mesafede tutarak okuyabiliriz aynen öyle de içinde yaşadığımız toplumu ve beraberimizdekileri onlardan biraz uzaklaşarak daha net analiz edebiliriz.

        Nitekim tasavvufi ıstılahta nefsin terbiye metotlarından biri de  halvet ve uzlettir. Şihabuddin Sühreverdi Hazretleri Avarifü’l Mearif kitabında ‘’Uzlet iki çeşittir.Biri farz diğeri fazilettir.Farz olan; kötüden ve kötülükten ayrılmaktır; fazilet olan ise ; fuzuli şeylerden ve boş işlerle uğraşan kimseden uzaklaşmaktır. Bu izaha göre şöyle diyebiliriz: Halvet uzletten başkadır.Halvet, başkalarından ayrı kalmaktır.Uzlet ise, nefisten onu çağırdığı hallerden ve Allahü Teala’dan meşgul eden şeylerden uzaklaşmaktır.Buna göre halvete giren çoktur uzlet ise az bulunmaktadır.’’

       Hak yolunun talibi olan müridan yukarıda sayılan hususlarda daha da uyanık bulunmalıdır. Zira Hakkı talepte ciddi olmak ve şuurlu yaşamaya gayret etmek bu zevatın özelliklerindendir.

        Yine Şihabuddin Sühreverdi Hazretleri Avarifü’l Mearif kitabında ‘’Bazen sadık bir mürid , hali bozuk fasıklardan daha çok Salih görünen fakat aslen Salih olmayan kimselerden zarar görür.Şöyle ki: Hali bozuk olanın durumunu bildiği için ona karşı tedbirini alır. İyi görünen kimsenin ise hali onu aldatır ve aralarında (mevcut gözüken) Salihlik vasfından dolayı ona meyleder; onunla arkadaş olur.Sonra arlarında , tabi olarak bir takım fıtri yakınlaşmalar ve etkileşmeler meydana gelir.Bu durum, aralarındaki Allah için sohbet ve beraberliğe perde olur.Bu sebeple Hakkı talepte gevşeklik ortaya çıkar ve hedefine varmada geri kalır.Öyleyse sadık , bu nazik duruma gözünü açmalı ;kendisini asıl maksadından alıkoyan sohbet ve arkadaşlığı terk etmelidir.’’ Buyurmuşlardır.
Mümin -Salihlerle oturun- emrini ciddiye almalı ,bu emrin hikmeti üzerine düşünmelidir. Unutulmamalıdır ki Salih kimseler ile beraber olunduğunda onların gönüllerine girmek ve onlardan ayrılıkta kalmamak hakiki dostluğu ve iki cihanda beraber olmayı temin eder. Bu husus için edebe riayet şarttır..Dostluğun edebi ve hakları mevcuttur.Zira yakında olmak ile yakınlaşma aynı anlama gelmez.

        Hasan Burkay (k.s) Mev’iza-i Hasene 2 kitabında ‘’ ‘’Hazret beni gönülden çıkarma’’ diyen ve bu sözü irfanda götürene o zatın ‘’Evlat , henüz girmedin ki çıkasın ‘’ cevabı çok manidardır.Konuş, danış, sor!Ama herkesin dediğini yapmaya kalkışma.İçlerinden birini beğen.O bire gönül ver.O ne derse ona göre hareket et ve kalbin neden hoşnutsa onu yap.Etrafın sesine uyan çabuk bozulur demişler.’’ Buyurarak bize bu hakikati beliğ bir ifade ile duyurmak istemişlerdir.

 

Bookmark and Share

 

Hüdaverdi Kız Öğrenci Evi

Namaz Vakitleri

Şu anda 19 ziyaretçi çevrimiçi