|
 Yaşlan(ma)
Sözlük manasıyla “ eskime” demek olan yaşlanma, canlı-cansız bütün varlıkların kaderidir. Bir günlük zaman diliminde sabahın erken saatleriyle bir doğuş, kuşlukla bir gençlik, öğlede bir olgunluk ve durulma, ikindilerde bir günü kapatma hazırlığı, akşamla yuvaya dönüş ve nihayet gece ile bu sürecin kapatılması ve yarın için istirahata çekilme yaşayan insanoğlu, aynı süreci bunun bir başka haliyle ilk bahar, yaz, son bahar ve kış oluşumlarıyla da yaşamaktadır. Ardından bunun da bir büyütülmüş hali olan çocukluk, gençlik, olgunluk ve yaşlılık halleri gelir.
Yaşlanan insanın fiziki yapısı değişirken psikolojik yapısında da değişiklikler olur. Günümüzde çok sık kullandığımız “gelişmişlik” kavramı çok yönlü ele alınmalıdır. Gerçek anlamdaki bir gelişme, doğal olanla çatışmayan, onunla at başı giden gelişmedir. Bütüncül bir dünya görüşü, insanın ömrünü her safhasıyla ele almalıdır. Yaşlanmak doğal bir olgudur. Ama bugün medyadan sanata, toplumdan günlük yaşama hayatın her alanında yaşlanmaya karşı ciddi bir karşı koyma mücadelesi vardır.Kozmetik sektöründeki tüketim bunun en belirgin göstergesi olmalı.Sürekli olarak genç olanın değerli olduğu imajı empoze edilmektedir.Yaşlanmayı reddeden bu görüşün doğurduğu sonuçlar hiç de masum değildir.Ve gelinen nokta şu ki : Modernizmin ortaya attığı bu ideoloji; bizi daha çok insan yapmaya ve mutlu kılmaya yetmedi.Tüketim toplumu ve depresif ruhlar üretmekten öteye geçmedi.
Kim Korkar Yaşlanmaktan
Yaşlanmaktan korkmak, içsel yoksulluğun ve kendine yabancılaşmanın bir yansımasıdır.. Gençlik yıllarında salt güzelliğini ve gücünü kullanarak bir hayat tarzı belirleyen kişiler,bu geçici unsurlar parlaklığını kaybetmeye başlayınca , boşalan çevreleriyle, bir boşluğun içinde çırpınıp dururlar. Oysa bilgi ile beslenen bir ruh; hayatın tüm güçlüklerine karşı en büyük yatırımdır. Yalnızlıktan ve yaşlanmaktan korkulmadığı gibi, olgunlaşan ve genişleyen bir bakış ile yaşam daha anlamlıdır.
Yaşlanmaya Bu Açıdan Bakalım
Nasıl ki bedeni olarak sağlıklı bir yaşlılığın temelleri gençlik yıllarında atılıyorsa; manevi ve ruhi olarak iyi bir yaşlılığın temelleri de hayatın ilk yıllarında atılır. Hayat felsefesini Sonsuz Kudret (cc) ‘in tayin ettiği biçimde belirleyen ruhların ,yaşlılıklarında bilgelik ve ağırbaşlılıkları belirginleşir, mantıklı ve doğru düşünme onlarda daha sağlıklıdır; muhakeme güçleri fazladır.İsabetli yargılara daha kolay varırlar. Bilgi birikimi ve tecrübe, olgun kişilikle birleşirse bilge kişilikler ortaya çıkar. Daha tutarlı, hoşgörülü ve sabırlı şahsiyetlerden oluşan bir topluluktur onlar.
Bir ordu düşününüz; eğitimsiz ama kalabalık. Diğer bir ordu düşününüz; eğitimli fakat sayısı çok az. İkinci ordu birinci orduyu her zaman mağlup eder.
İslâmiyette Yaşlılık
Dinimiz, yaşamımızın her alanında olduğu gibi bu konuda da bize ışık tutmaktadır.İhtiyarlığı da gençlik kadar hayâtın normal bir devri olarak görür.Yaşlılar, İslâmiyete uymakla huzurlu olurlar. Çünkü yaşlı Müslüman, yaşlılığın başka bir doğumun başlangıcı olduğunu bilir. İhtiyarlıktan paniğe kapılmaz .
Mevlana’nın şu dizeleri bunu anlatır: “Beni mezara koyunca ‘elveda!’ demeye kalkışma; Mezar cennet topluluğunun perdesidir. Sana batmak görünür ama o doğmadır, parlamadır. Mezar, hapis görünür ama o canın hapisten kurtuluşudur. Batmayı gördün ya! Doğmayı da seyret. Güneş’le Ay’a batmaktan ne zarar gelir ki?... Yere hangi tohum ekildi de bitmedi, yeşermedi? Niçin insan tohumuna gelince bitmeyecek, yetişmeyecek zannına kapılıyorsun?... Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde arama, âriflerin gönüllerindedir mezarımız bizim”. Hz. Ali’ye nispet edilen bir sözünde o: “İnsanlar uykudadırlar, ancak ölünce uyanırlar” demiştir.
Hayata ve ölüme iman gözlüğüyle bakmayı bilenler için yaşlılık, gençlik uykusundan ihtiyarlık sabahı ile uyanıp kendine gelme vaktidir. Hayatın geçici süsleri ve kısa süreli bir faydalanma mesabesinde olan gençlik, şöhret, makam ve servet gibi hususlara gönlünü bağlamaz ve mutluluğu bunlarda aramaz. İbadet ve dua, Yaratıcı'ya bağlanma ve bir ilticadır; insanın karamsarlıktan, ümitsizlikten ve yalnızlık hissinden kurtulmasına vesile olur.
Kur'ân-ı Kerim’de insanın yaradılışı safhalarına sık sık işret edilir ve yaşlılık dönemini ifade etmek için “şeyh” (çoğ. Şuyûh) kelimesi kullanılır. ‘Şeyh’, sadece yaşlı demek değildir; o aynı zamanda saygın, bilge ve örnek insandır. Dökülen saçlarından, kaybettiği gençliğinden ve güzelliğinden rahatsızlık duyanlar, sonsuza ermedeki gerçek hazzı kavrayamamış kişilerdir. Ahirete doğmanın ölümde; yeni bir filizlenmenin ise çürüyüp yok olmada saklı bulunduğunu sezenler, bu oda değiştirmeyi sevinçle karşılamış ve ruhun asıl vatanına geçişi izanına varmışlardır.
Peygamberler babası Hazret-i İbrahim (as) başındaki beyaz tüyün melekler katında olgunluk, saygı, değerlik ve vakar nişanı olduğunu öğrendiği an "Vakarımı arttır Allahım" demiştir.
Bizim kendi inanç ve kültürümüzün şekillendirdiği bir hanede ihtiyar anne ve/veya babanın bulunması, insan için bir fırsattır ve ebedî saadeti kazanmak için bir vesile kabul edilir. Cennet kapısını açacak bir anahtar hükmündedir.
Kısaca İslâmiyette yaşlılar, toplumun hürmet gösterdikleri her işini danıştıkları, etraflarında hizmet etmek için pervâne gibi dolaşılan kişileridir. Hor görülmezler. Aksine daha çok sözleri dinlenir.
Her insan, Peygamberimiz'in (sallallahü aleyhi ve sellem) "Aranızda beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasa, belâlar üzerinize sel gibi yağardı." sözüne kulak vermelidir.
Örnek Şahsiyet Hasan Hüdaverdi Burkay (ks) Hz. :
Gerek sözleriyle, gerekse hal ve davranışlarıyla tam bir Peygamberi hayat yaşamış olan Allah dostu Hasan Hüdaverdi (ks) Hz.’leri anne ve babaya duyulması gereken saygı ve sevgiyi bakın nasıl bir hassasiyetle ele almış ve bize nasıl biz yol göstermiştir.
“Bizleri Yaratan, yoktan var eden Rabbülalemin, yetiştirenler ise, anne - babalarımızdır.İslam’da anneler – babalar günü yoktur, neden ? Çünkü her günümüz anne ve baba içindir.Her günümüzde anne ve babaya gereken itaati, saygıyı, sevgiyi göstermek mecburiyetindeyiz.Onlar bizim dünyaya gelmemize, okuyup güzel yetişmemize, vatana, millete hayırlı insan olmamıza çalışmışlardır.Bu büyük hizmet ve mesai bir günle mi ödenecektir….
…Cenab-ı Halık- ı Zülcelal (cc) (İsra 17/23 ) de şöyle buyuruyor : “Anne ve babanıza ‘öf ‘ bile demeyiniz.”.Allah teala anne ve babaya ‘öf ‘ bile demeyeceksiniz.” Diyorsa, bundan anlaşılıyor ki ‘haydi be’ şeklinde bir ifadeyi hiç diyemezsiniz.Elinizi kaldıramaz, kaşlarınızı çatamazsınız.Ona vuramazsınız. Kapıyı yüzüne çarpamazsınız.Eğer en basit bir söz ve hareket yasak edilmiş ya da haram sayılmışsa, onun üstünde yapılacak her şey yasak demektir.Ker’an’ı Kerim, en ehveni ile problemin önünü kesiyor, uyarıyor; ‘Aman sakın, zinhar bunun da büyüğüne girmeyesin.’”
(Mev’iza-i Hasene 4 Kitabı’ndan alıntıdır.)
|