|
Ötelerden Haber Verenler
Başta Resulullah Efendimiz (s.a.v) olmak üzere, Allah dostlarının büyüklükleri hakkında söz söylemek, onların üstünlüklerini anlamak, anlatmak çok zordur.Çünkü onların manevi halleri söze ve yazıya sığmaz. Anlattıkları, söz kalıplarıyla tam ifade edilemediği gibi kendilerinden de kelime dizeleriyle bir şeyler anlatmak kolay değildir.
Onları az da olsa anlayabilmek için, kesintisiz bir şekilde istikamet üzere onların gösterdiği yolda olmak şarttır.Onlar madde ve mekanla ilgisi olmayan bir alemin dosdoğru habercisidirler.
İşte 1 Ocak 1930 yılında dünyaya teşrif ederek bizleri şereflendirmiş olan Hasan Hüdaverdi Burkay (ks) Efendimiz de Cenab-ı Hakk’ın kendi katındaki hakikat bilgilerini, yaşadığı çağdaki ve gelecek çağlardaki insanlara tebliğ etmiş bir Mürşid-i Kamildir..
O Allah dostunun davranışları; sözlerinin dışa yansımış şekliydi.Allah’ın bizlerden nasıl bir kul olmamızı istediğini O’nun tatlı Paygamberi üslubundan dinler , sonra da özümsenmiş bu bilgilerin günlük hayatta nasıl uygulandığını yine O’nun davranışlarında seyretmeye doyamazdık. Bu vasfıyla da tam bir Mürşid-i Kamildi.Çünkü ,Mürşid; bir hâl insanı ve yaşadıklarını seslendiren bir Hakk dostudur.
Işığı Kıyamete Kadar Yanacak Bir Nur
Nasıl ki Resulullah Efendimiz (sav) kıyamete kadar hayatımızı şekillendirecek olan hakikatleri ümmetine tebliğ etmişse; Hasan hüdaverdi (ks) Hz’ de 21.yy.insanına ve gelecek yüzyıllardaki nesillere aynı hakikatleri dillendirmiş, yaşamıştır.
Kendisinden zuhur eden güzel halleri hiçbir zaman şahsına maletmemiş, her vesileyle bunların asıl kaynağını işaret etmiştir.Bu güzel yolda verilenleri lütuf kabul etmiştir.
İnsanın içine inşirah veren yüzü, görenlerde uhrevîlik ve Rabbanîlik duygusu meydana getirirdi. Allah'ı ve ahireti hatırlatırdı.Hakk’ın emirlerinden öyle bahsederdi ki talebeleri O’nun anlattığı konuyu hemen yapıverecek gibi olurlardı.Hakk ve hakikate karşı büyük bir iştiyak uyandırırdı.Bu Peygamberi vasıf, O’nun (ks) ; zahirde halk ile batında Hakk ile olan gönül deryasındaki neş’eden kaynaklanırdı.Bu minvalde Mürşid, gerçek manada Allah’u Zülcelal’i kullarına, kulları da Allah’u Zülcelal’e sevdirmektedir.
Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:
“Muhammed’in nefsini elinde bulunduran Allah’a yemin olsun ki, hiç şüphesiz, Allah’u Zülcelal’in en sevgili kulları; Allah’ı kullarına, kulları da Allah’a sevdiren, yeryüzünde hayır ve nasihat için dolaşanlardır” (Beyhaki, Şihabü’l İman, 1/367)
Ebul Faruk Hz.’nin Mürşid-i Kamil tanımlamasından yola çıkarsak hakiki bir Mürşid olan Hasan Hüdaverdi Hz.’nin(ks) büyüklüğü de biraz daha iyi anlaşılacaktır.O Zat der ki;
“Ağaç nasıl ki, gövdesinden değil de meyvesinden iyi anlaşılırsa, mürşid-i kâmil olan kişiler de, gösterişli zâhir hallerinden değil, meyve ve mensuplarından yani yetiştirdikleri kimselerin güzel hallerinden anlaşılır. Ve bu sûretle kendilerine tâbi olmak, mânevî feyzinden her hususta istifâde etmek câiz ve sahih olur. Şöhreti arşa çıksa, hakîki mürşidin misâli, meyvesidir.“
Hazret’e tabi olup, izinden gitme gayreti içinde olan samimi talebeleri bilir ki , Hazret,kendisi ilim ve amel bütünlüğü içerisinde şahsi olgunluğa eriştiği gibi, talebelerinde de çirkinden güzele yönelen haller meydana gelmesine vesile olmuştur.

Talebelerinden Ne İsterdi
Şah-ı Nakşibendi Hz.(ks) “Sizin ayaklarınızı benim başımın üstünde görmek iterim.” demiştir.Bu sözü bizlere sık sık hatırlatan Hazret de , talebelerinin manevi tekamüllerinin yüksek olmasını isterdi.Kendisi cismani hayatta İslam’a hizmetin birçok dalında başlattığı faaliyetlerle , ruhani hayatta ise talebelerinin gönüllerine akıttığı feyz ve bereketle ömrünü tamamlamıştır.
Bireysel olarak ; Bizlerden her an uyanık ve Allah’ı zikreden bir gönül isterdi. Bir gün kendisini ziyaret esnasında çiçek hediye eden bir ihvanına Eşrefoğlu Rumi Hz’nin (ks) , çiçeklerin zikrine mani olmak istemeyip zikirden perhiz olmuş bir çiçeği üstazına götürmesindeki inceliğe değinerek Hazret bizlere “Bana, çiçeğin zikrini işiten bir gönülle gelin ve böyle gönüller yetiştirin !” demek istemişti.Evlatlarından beklentisi buydu.O’nun (ks) cümleleriyle;
“El karda gönül yarda olacak .Harcı korken Allah diyeceksin, terziysen iğneyi batırırken Allah diyeceksin yani böyle dilinle değil ,gönlün O'nunla meşgul olacak.Cenab-ı Hak 24 saatimizi güzel değerlendirtsin.Yaptığımızı kendimize sordutsun.Hayır mı yaptım, şer mi yaptım? , İyi mi yaptım ,kötü mü yaptım? Sevap mı, yaptım günah mı yaptım?.Çünkü bizim temizlenme suyumuz var."Sizden kabahat bir seyyie meydana geldi mi hemen arkasından bir hasene yapın." O onu yıkar, gönüle sokmaz , kaldırır atar.Temizlenme çaremiz var.Neyle olur?Tefekkürle…”
Seyr-i süluk yolculuğuna kendi gönül rızasıyla çıkmış dervişe yolda kalmak değil yol almak yakışır.Manevi bir doğum olan intisabın çocukluk, gençlik ve olgunluk dönemleri vardır.Talebenin çakılıp kalmadan ilerlemesi gerektiğine sık sık değinirdi.Olgunlaşmanın en önemli nişanesinin de gönüldeki dünyevi sevgi ve arzuların silinmesi olduğuna vurgu yapardı.Bununla ilgili kendisiyle yaşanmış bir hadise çok manidardır.Her zaman muhatabının istidat ve yeteneklerine uygun bir seviyeyle konuşan Hazret ; o gün gayet albenili kıyafetlerle kendisini ziyarete gelmiş birkaç hanıma yanındaki bir hanımın “ Ne cici giyinmişler .” demesi üzerine Hazret gülümseyerek “ Onlar daha çocuk.” ifadesini kullanmıştır.
Yine bir kermeste tutkulu bir şekilde kırmızı ve pembeyi çok seven ve vazgeçemediklerini söyleyen hanımlara yaklaşımları da aynı tarz olmuştur.Salikin mertebe katetmesi gerektiğine vurgu yapar gönüldeki Allah ve O’nun yansımalarının dışındaki her sevginin çıkarılmasını da buna delil gösterirdi.
Evlerimizde bol bol kitap okunması gerektiğini hatta evlerimizde kitap okuma saatleri yapmamız gerektiğini vurgulardı.Çünkü kitap okumak, kendini geliştirmenin çeşitli yollarından biriydi.”Bir saat kitabımızı okuyan yarım saat bizimle sohbet etmiş gibidir.” Derdi.”Gittiğim evlerde göz gezdiriyorum,kütüphane var mı? Bizim kitaplarımıza böyle bir bölüm ayrılmış mı diye bakıyorum.” derdi.
Yoğun ibadet hayatını yakından bildiğimiz Hazretimiz yine bir tevazu örneği sergileyerek kendisinden değil Üstazı Necati Simavi Hz’nin ibadet hayatından bir örnek veriyor.: “ Rahmetullahi Aleyh, son zamanın İslam büyüklerinden üstazımız Muhammed Necati simavi Hazretleri, ALLAH gani gani rahmet eylesin. Evimizde misafir. Refîkama soruyor ”Kızım diyor, bu parmağıma ne oldu ki benim acaba?” Birkaç hanımlar da var. Sağ elinin şehadet parmağının yanındaki orta parmak, ikinci boğum (orta boğum) öbür parmaklara nazaran yarıya kadar erimiş, incelmiş. —Aman efendibaba! Bu parmağınızda dolama filan mı çıktı, bu hale geldi? —Yok bilemedin. Ne oldu kızım acaba? Öbür hanıma soruyor. —Kestiniz, kan zâyi’ ettiniz, zaptedemediniz de böyle ince, kuru kaldı burası, bundan mı oldu? —Bilemedin, bilemedin, bilemedin. TESBİH ÇEKMEKTEN BÖYLE OLDU. ALLAH DEMEKTEN BÖYLE OLDU. SENDE DÖRT TESBİH ÇEVİRİYORSUNDA, TESBİH ÇEKİYORUM DİYORSUN DEĞİL Mİ?SEVDİĞİMİZİ ANALIM AZİZİM!Dedikoduyu koyalım şöyle, dedim ki-dedi ki yi bir tarafa bırakalım da sevdiğimizi analım.Sevdiğimizle haşır-neşir olalım.Orada kimlerle olmak istiyorsak, burada da onlarla oluverelim.”
Toplumsal olarak ; Gerek bireysel olarak , gerek toplumsal olarak ve gerekse memleket meselelerine son derece duyarlı olan Hasan Hüdaverdi Hz.her sohbetinde topluma karşı vazifelerimizi ve vatanımıza karşı olan görevlerimizi dile getirirdi.Çocukların ve gençlerin doğru yetişmesine özel bir önem verirdi.Her sohbetinde değindiği bu konuyla ilgili birkaç cümlesini paylaşalım.
“Bütün din kardeşlerimize vatan sevgisinin imandan olduğunu duyururuz.Vatanımıza sahip çıkmamızı ,vatanımızı korumamızı ,vatanımıza her türlü güzelliği layık görmemizi, vatanımıza yapılan her türlü hizmete destek olmamızı tasvip etmemizi, maddi manevi yardım göstermemizi kardeşlerimizden tekrar tekrar dileriz cenabı hak huzurumuzu bozmasın cenabı hak daha huzurlu günler bize de bizden sonrakilere de nasibi müyesser eylesin.”
Yine Ay’a ilk giden kişinin “Benim buraya ayak basmam Ali Kuşçu’nun eseridir.Yani senin dedenin sayesinde gitmiştir .”diyerek bizlerde bir şuur uyandırmaktadır.
“Efendim kolumuza takacak bir saat bulamıyoruz.Kendi saatimizi üretemiyoruz.” diye içten içe üzüntü duyduğu üretim noktasında bile bize ve gelecek nesillere beklentilerini ifade etmiştir.
Tüm bunları , Hazretimizin rehberliğinde Allah’ın rızasını kazanma yolunda kendimize vazife telakki ediyoruz, etmeliyiz.Bunun için de yine O’nun doyumsuz ifadesiyle anlattığı bir kıssadan güç almaktayız:
“Rahmetullahi aleyh 98 sene dini mübini islama hizmet etmiş üstazımız Muhammed Necati Hazretleri nden hademe-i hayrat için söylemiş olduğu şu kıssayı da nakletmeden geçemeyeceğim rahmtullahi aley rahmeten vasia Allah geçmişleri bu büyüğümüzün yüzü suyu hürmetine mağfiret etsin bize de insaf etsin bize de hayırlı düşünceler ve ibadetler nasip etsin boş zamanlarımızı dolu geçirmeyi kısmet etsin rahmetullahi aleyh öyle buyurduydu -Bir kul Allah tarafından ne kadar sevildiğini bilir.Nasıl bilir? - Allah o kulunu hangi işte kullanıyor ! Allah o kulunun yaptığı işten ne kadar razı ise o kulundan da o kadar razıdır…
|