Giriş
     
İyi Dostu Olanın Aynaya İhtiyacı Yoktur PDF Yazdır E-posta


       Kainatın Efendisi Hz. Muhammed (s.a.v), “Mü’min, mü’minin aynasıdır.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 49/4918) buyurmuştur. Müminler imanları sebebiyle en büyük ortak paydaya sahiptirler. Çünkü din kardeşliği, karın kardeşliğinden üstündür.

       Nitekim bu üstünlük El-Enfal suresi 63. ayeti kerimede: ‘’Ve onların kalplerinin arasını uzlaştırdı.Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların kalplerinin arasını uzlaştıramazdın;fakat Allah , onların arasını uzlaştırdı.Çünkü O, daima üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir’’ şeklinde ifade edilmiştir.
Sevgi, ülfet ve kişinin din kardeşiyle uyuşması, ruhların kaynaşıp anlaşması sebebiyledir.Bir hadiste şöyle buyrulmuştur.’’Mümin ülfet eder ve kendisiyle ülfet edilir.Ülfet etmeyen ve kendisiyle ülfet edilmeyen kimsede hayır yoktur.’’ (Acluni II,390)
       Muhabbet en kuvvetli kardeşlik tutkalıdır. Muhabbetten doğan itaat , korkudan kaynaklanan itaatten üstündür. Çünkü itaat muhabbetten dolayı yapılırsa gönülden içten olur. Korkuyla olan itaat ise dıştan yapılmış bir itaattir. Sufilerin birbiriyle sohbet eder ve beraber olmalarının etkili olması da işte bu sebeptendir. Çünkü onlar Allah için birbirini severler ve birbirlerine güzel huyları tavsiye ederler. Yaptıklarını muhabbetle yaptıkları için de sözleri kabul görür yine bu sebeple  mürid şeyhten,ihvan ihvandan istifade eder.
       Kainatın Efendisi Hz Muhammed (s.a.v) Efendimiz yine şöyle buyurmuştur :’’Uyanık olun !Müminler birbirlerini sevmede ve birbirlerine acımada tek bir vucut gibidir.O bedenin bir uzvu rahatsız olsa diğer uzuvlar da uykusunu kaybedip ateşler içinde kalır.’’( Buhari Edeb 27;Müslim,Birr;Müsned,IV,270)
       Müminlerin bir bütün olabilmeleri aradaki kardeşliğin tam olması , herkesin önce sen diyebilmesi ve kendini düşündüğü kadar kardeşini de düşünmesine bağlıdır. Mümin kardeşi açken kendi nasıl tok yatamıyorsa kardeşinin herhangi bir sıkıntısında maddi veyamanevi sürçmesinde de onun sıkıntısını yüreğinde ve dualarında taşımalıdır. Bu hale erebilmek ise kendi nefsani huylarını tezkiye eden,  gönül aynasını parlatabilen salih kimselerle ülfet etmek onlarla oturup kalkmak, onların  meclislerine  dahil olmak ile  olur.
       Ülfet ve muhabbet salihlerle beraberliği güçlendirir. Salihlerle beraberlik ise kişinin kendisini ıslahı konusunda oldukça müessirdir.Salihlere sadece bakmak bile fayda verir.Bakılan şeyin ahlakına uygun olarak çeşitli şekil ve suretlere bakmak bakanı etkiler.Mesela mahzun birisine devamlı bakan kimse mahzun olur. Nitekim Bakışı sana fayda vermeyenin sözü  de fayda vermez denilmiştir.
       Beraberliğin hayvan bitki ve cansız maddelere bile tesiri vardır. Hava ve su cifenin yanında kalınca bozulur.Ekilip dikilen şeyler beraberlik sebebiyle bozulmasın diye yerden çıkan çeşitli köklerden ve bitkilerden ayıklanır. Bu varlıklarda beraberlik böyle etkili olunca insanda tesiri daha çok olur.
ÜLFET VE MUHABBET DAHA FAZLASINI CELB EDER
       Diğer bir hadiste de şöyle buyrulmuştur: ‘’Birbiriyle karşılaşan iki mümin, birbirini yıkayan ele benzer.Birbiriyle karşılaşan iki müminden mutlaka biri diğerinden istifade eder.’’(Deylemi hadis no:6411)
       Sufilerin kalpleri bir zincirin halkaları misali birbirine bağlı olduğundan birindeki feyz  diğerine birindeki sürur diğerine yansır. Kim Allahın boyasına boyanmış ise bu boya diğerine de bulaşır. Bu yüzden müminler müridler daima kalplerine dikkat etmelidirler. Çünkü Allah (c.c)  için kardeşlik duru sudan daha safidir.Bir iş Allah için olmuşsa Allah Teala onda safiyet ister ve temiz olan her şey devam eder. Dostluğun devamı (arada nefis adına ) muhalefetin bulunmayışı iledir.
       Dosttan görülecek iyilik ve faydalar hiçbir maddi fedakarlıkla elde edilemez. Hele dost ,ilim,irfan,züht ve takva eshabından ise ,alınacak feyz,paha biçilemeyecek derecede kıymetlidir. Tasavvufta tarikin her ferdinin kalpleri birleşik kaplar misali birbirine bağlı ve birbirine sirayet edicidir. İyi hasletler iyi huylar bulaşıcı olduğu gibi kötü huylar da yalancılık  gibi ikilik  gibi  bulaşıcıdır.
       Bu yüzden birbirini Allah için sevenlerin ülfeti ve muhabbeti daima artar en ufak dünyevi
engellerde tökezlemez af mağfiret kusur örtme gibi meziyetlerle dostluklar kardeşlikler devam ettirilir. Vâkıa salkımdaki üzümler de birdir, ama tatları farklıdır.
       Kimi koruk, kimi lezizdir. Ezildikleri zaman koruk olanların ekşiliği tatlıların arasında kaybolur ve ortaya nefis bir şıra çıkar. Mevlânâ Hazretleri (k.s) birlik ve beraberliğin  sonucunu, sıkılan üzüm dânelerinden çıkarılan bu şıra misâlinde ne güzel anlatmaktadır.
BİRBİRİNİ ALLAH İÇİN SEVMEK..
       Ebu İdris El Havlani Muaz (ra)’a ‘’Ben, seni Allah için seviyorum’’ deyince :
Muaz: Müjde !Sonra yine müjde!Çünkü Rasulallah (s.a.v) in şöyle buyurduğunu işittim:
‘’Kıyamet günü bir grup insan için arşın çevresine kürsiler konulur. Onların yüzleri ayın ondördü gibi parlak ve nurludur. İnsanlar korkup ürperirken onlar korkup ürpermezler. İşte onlar Allah’ın dostlarıdır (velileridir) ki onlar için korku yoktur ve onlar üzülecek değillerdir.’’
-Bunlar kimlerdir ey Allah’ın Rasulu diye sorulunca da:
-‘’Allah için birbirini sevenler’’ diye karşılık verdi.(Iraki ,Mugni,II,158)
Bu yüzden sevdiğini Allah için sevmek büyük bir kapı, yüksek bir ahlâkî meziyettir.
ALLAH İÇİN YAPILAN DOSTLUĞUN DEVAMI
       Müminlerin kardeşleşme yolunda nefislerini terbiye etmesi gereken bir çok kötü huy bulunabilir.  Bu kötü huy ve alışkanlıklar ferdin içinde bulunduğu cemaati de yaralayan unsurlardır.
"Allah’ın ipine toptan sımsıkı sarılma ve parçalanıp ayrılmama” (Al-i İmran, 103) Ayeti ile ihtimal kasdedilen budur. Ayrıca topluluk içinde  her fert her birey tek tek iyi olmadıkça mutlaka o toplulukta bir gün çözülme olacağı mukadderdir. Kuran’da Hucurat Suresi’nde ölçüler çok net bir şekilde bildirilmiştir.
       Gıybet edip ölü kardeşinin etini yemek olarak geçen ayet, gıybetin ne kötü bir iş olduğunu bize ne güzel ifade eder.
Rivayete göre Hz Peygamber sav bazı insanların kötülük yapmış birisi hakkında ileri geri konuştuklarını duyduğu zaman:
Susunuz! buyurmuş ve Kardeşinize karşı şeytana yardımcı olmayın sözleriyle onları uyarmıştır.
Yine Üstazımız Haseneynil Hüdaverdi Hz:
‘’İslam büyükleri sen her geceni kadir her gördüğünü Hızır bil diyor. Sen her Allah’ın kulunu Hızır bilirsen dedikodudan dilini kesersin bu adam şöyleydi böyleydi lafı ortadan kalkar. Herkese hüsnü zan ediyorsun geçiyorsun. Zikre vaktin kalıyor. Ama bir de dedikoduya düştü mü iş 24 saat artık dedim ki dedi ki şu şöyleydi bu böyleydi. Vazifemiz bu değil. Hz Allah kendi kullarını teftiş için bizi buraya göndermedi. ‘’Sizler bir gün gelecek hesaba çekileceksiniz o gün gelip çatmazdan evvel kendinizi hesap ediniz. Yapılacak akıllı iş budur". Demek sureti ile birbirimizin ayıbı ile değil kendimizin ayıbı ile uğraşmamızı ikaz buyurmaktadır.
       Yine Mevlana (k.s) Hazretleri  birbirimizde kusur aramamak  gerektiğini ne güzel hikâye eder:
“Dört Hintli Müslüman bir mescide girdiler. Her biri niyet etti, tekbir getirdi. Kendi noksanlarının, hatalarının idrâki içinde, hulûs ile candan yakararak namaza başladılar. Rukûa vardılar, secde ettiler. Bu sırada mescidin müezzini geldi. Namaz kılan Hintlilerden biri, kendisinin namazda olduğunu unutarak;
«–Ey müezzin!» dedi «Ezanı okudun mu? Yoksa daha vakit var mı?»
Öbür Hintli de namaz içinde olduğu hâlde:
«–Sus be kardeşim; söz söyledin, namazın bozuldu.» diye söylendi.
Üçüncü Hintli, ikincisine:
«–Amca!» dedi. «Ona ne kusur buluyorsun? Sen de söz söyledin; sen kendine bak; öğüdü kendine ver!»
Dördüncüsü: «Allah’a hamdolsun ki, üçünüz gibi ben kuyuya düş¬medim, yani ben konuşarak namazımı bozmadım.» dedi.
Böylece ne yazık ki, dördünün de namazı bozuldu. Şunun bunun ayıbını görüp söyleyenler, ayıbı olanlardan daha çok yol kaybederler, sapıklığa düşerler.
Kendi ayıbını gören can, ne mutlu bir candır. Bir kimse birinin ayıbını görse, onu kendi satın almış olur.
Çünkü insanın yarısı, yani nefsi ve maddî yönü, ayıplık ve kusur âlemi olan bu dünyadadır. Öbür yarısı, yani rûhânî ve mânevî yönü ise, gayb âlemindedir.
Mademki senin başında nefsânî huylardan ve hayvanî ahlâktan bir çok mânevî hastalıklar vardır, o hâlde merhemini önce kendi başına sürmen gerekir.
Kendi kusurlarını görmek, kendini ayıplamak, o ayıbın merhemi ve ilâcıdır. (Zira kişi noksanını bilmek gibi irfan olamaz.)
Bir mü’minde gördüğün kusur ve ayıp sende yok ise, emin olma, kendine güvenme! Olabilir ki, o ayıbı sen de işleyebilirsin; senden de o ayıp halka yayılır.”

KENDİNİ ÜSTÜN BİLMEK
       Bunun yanı sıra fertler kendilerini beğenip kardeşinden üstün görmemelidir. Velev ki kendisi teheccüde kalksa yine de ‘’kardeşim uyurken benden hayırlı olabilir’’  diyebilmelidir çünkü uyuyana kalem işlemez.
Ebu Muaviye El Esved bir defasında:
Bütün kardeşlerim benden hayırlıdır demiş. Bu nasıl olur denilince de herkes beni kendisinden faziletli görüyor kim beni kendinden faziletli görürse benden daha hayırlıdır. Diye cevap vermiştir.
KALPLERİMİZ NEREDE BULUŞUYOR?
       Topluluğumuz , cemaatimiz ayrıca  küçük ölçekte dostluğumuz içinde biz hangi noktalarda buluşuyoruz  kalplerimiz hangi nedenler için bir atıyor?
Çıkar ilişkileri dünyevi bağlılıklar yanlış aidiyetler  dostluğu da topluluğu da yanlış yollara ayrılıklara sürükler. Bütün bağlılık ve aidiyetleri, bütün heyecanları ve aşkları, “Allah Teala ile bağlılık” etrafında sıralamak gerekiyor. Ana gaye budur. Allah için sevmek  ancak bu gaye gerçekleştiği sürece mümkündür.
       Peygamberimiz sav ‘’Dikkat edin size namaz ve sadakadan daha çok sevabı olan bir hayır bildireyim mi "diye sordu Ashab buyur dediler Rasulullah sav :
’İki kişinin arasını düzeltmektir.İnsanların arasını açmaktan sakının . Şüphesiz ki kin tutmak (ve insanların arasına düşmanlık sokmak) dini kökünden kazıyan bir ameldir. ‘’buyurdu.
       Kuranı Kerim’de Allah ve Rasulu’ne itaat edin emrini  birbirinizle çekişmeyin emri takip eder;  sonra korkuya kapılırsınız da devletiniz (gücünüz) gider, şeklinde parçalanmanın mukadder neticesi bildirilmektedir.  (El Enfal 46)
       Çekişmenin olduğu yerde nefsaniyet vardır ; nefsaniyetin olduğu yerden Allah rızası niyeti kalkmıştır.  Bu yüzden maldan da güçten de zamandan da her ne ise hibe edilen , odak noktası Hz Allah olmadığından bu yapılan veya verilen  ha bir kuru emektir. Kökü topraktan çıkan bir ağaçtır ; bu ağaçtan meyve beklemek ne kadar beyhude ise birliğin olmadığı yerin bekasını , doğru ve verimli hizmet verilmesini , ahirette de karşılığını görmeyi beklemek o kadar beyhudedir.
       Mü’minlerle ilişkide, tevazuu öne çıkarmak, kardeşlik iklimini besleyen bir başka Kur’an öğüdüdür. “Mü’minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı izzetli, onurlu bir duruş...” (Maide, 54) sergilemeli ; Kafirlerle ilişkide son derece tavizkar müsamahakar, birbiriyle ilişkide çetin, çekişmeli ” değil.
Yekdiğerimizi doğruya iyiye çağırırken duayı da ön planda tutmalıyız. Birbirine dua, topluluğuna dua , devletine , milletine dua.
       Üstazımız Haseneynil  Hüdaverdi Hz : İyilik insanı daima iyiliğe ulaştırır İyinin daha iyisi güzelin daha güzeli vardır. Demek sureti ile kardeşliğin ve kendi şahsında iyi olmanın ayrıca  yapılan hizmetin de daha iyisine ulaşmanın yolunu  en veciz şekilde ifade etmiştir.
Mü’minlerle ilişki , ötekinin kişiliğine, günahına, yanlışına karşı olmak yerine kardeşini doğruya iyiye yöneltmek olmalıdır. İyilikte çıtayı yükseltme gayreti,  bize yön vermelidir.

 

 


Kaynaklar:
1- Hasan Hüdaverdi Hz (k.s) (Meviza-i Hasene kitabı)
2- İsmail Hakkı Bursevi Hz( Ruhul Beyan Tefsiri)
3- Sihabuddin Sühreverdi (Avariful Mearif)
4- Ahmet Taşgetiren (Sevgi ve Kardeşlik Zamanı)

 

Bookmark and Share

 

Hüdaverdi Kız Öğrenci Evi

Şu anda 20 ziyaretçi çevrimiçi