|
Soru: "Tasavvufun bilgiyle alâkası var mıdır?"
Cevap: Tasavvuf hâl bilgisidir. Bizden öncekilerin yoludur; uyulur. Büyükler “ Şeriatı tut, hakikati yut! ” buyurmuşlardır.
Hakk’a yakınlık, yüksekten alçaktan geçmek değil Ne de maldan makamdan uzaklaşmak Sadece varlığından geçmektir o!
Soru: "Tasavvuf sözü hangi devirde meydana çıktı?"
Cevap: Tasavvuf terimi, Hicri 161-Miladi 777 yılında çıkmıştır. Tasavvuf terimi üçe ayrılır:
* Nazarî Tasavvuf: Ahlak ve muamelât kısmıdır; zahidlik temeline dayanır. * Ruhî Tasavvuf: Aşk ve cezbe temeline dayanır; inancın heyecanı ile yaşar. * Evrâd-ı Ezkâr Tasavvufu: Zikir ve ibadet değişiklikleri; mürid, mürşid gibi dereceler buradan zuhûr eder. Bu hizmette, Evrâd Üstâzı, Sohbet Üstâzı, İrşad Üstâzı görevlerini yapar.
Soru: "Mürşid-i kamilin belirtileri nelerdir?"
Cevap: Mürşid-i Kamilin belirtileri; şeriata uygun yaşantısı, Muhammedî havayı teneffüs etmesi, bütün insanlığı küfürden imana imandan itaate, itaatten ihlasa yönlendirmesidir.
Soru: "Evliyanın alameti nedir?"
Cevap: İtikadı düzgün, ameli mazbut olur.Peygamber Efendimiz(sav) “Evliya öyle kimsedir ki, görüldüğünde Allah hatırlanır.” (İbn-i Mace) buyurur.Bir hadis-i kutsîde de Allah Teala:”Ben anıldığım zaman evliya hatırlanır, evliya anıldığı zaman Ben hatırlanırım.” (Bergavî) buyurur.
Soru: "Tasavvufta yol almak, insanın kendi gayreti ile mi yoksa tecelliyatla mı olur? İbadet çokluğunun, nefis mücahadesinin katkıları nelerdir?"
Cevap: Tasavvuf büyükleri; “İbadetler insana sevap kazandırır; lakin inkişaf ettirmez.” buyurmuşlardır. Bu nedenle Hz. Allah; “Siz gidin zikri ehlinden talim edin.” Buyurmuş ve bizlere, bu hakikatı duyurmak istemiştir. Bu nedenle, bütün tasavvuf ekollerinde, farzlar, vacibler, sünnetler, müstehablar icra edilir, zikrullah ile iştigal edilir, haramlar, mekruhlar, müfsitler terk edilir. İnsan emredileni yaparsa, bu güzel silsilenin berekatı ile Cenab-ı Hakk’ın nusretine nail ve layık olduğu yere gelir. İyiye, doğruya, güzele dönüş ve yöneliş bizden, çekiş Mevla-ı Müteal’dendir.
Soru: "Allah’a yaklaşmak için bir aracıya, yani alimlere ne lüzum vardır?"
Cevap: Üsküdar’dan Beşiktaş göründüğü halde karşıya geçmek için, bir vasıtaya ihtiyaç vardır. Kayıkla, vapurla, helikopter ile geçilebildiği halde daha kolay ve daha emin geçilebilmesi için iki köprü yapmıştır. Köprünün lüzumsuzluğu iddia edilemez.Görmek için göze ve ışığa ihtiyaç vardır. Yaşamak için, hava, su ve gıda lazımdır. Hastanın doktora ve ilaca ihtiyacı vardır. Dinin duyulması, yayılması ve öğrenilmesi için Cenab-ı Hakk, alimleri vasıta kılmıştır.
Soru: "Günümüzde tasavvuf gerekli midir?"
Cevap: Her olay, bir önceki olayların sonucudur ve her sonuç yeni olaylara sebeptir. Dünü bilmeyen bugünü anlayamaz; bugünü anlamayan yarını göremez, yarına hazırlanamaz. Zaman-ı Saadet’ ten yeni bin dört yüz yıldan beri, İslam alemini etkisi altına almış, asırlar boyunca ilim, sanat, tezkiye-i nefs, tasfiye-i kalb bakımından topluma tesir etmiş, sosyal yaşayışta, büyük ve müsbet tesirleri olmuş olan, bu inanç ve düşünce sisteminin meydana getirdiği zümrelerin; tarih boyunca çıkışlarının, bünyeleşmelerinin ve etkilerinin her yandan, objektif olarak incelenmesi gerekir. Eski yahut eski sayılan müesseseler hakkında menfî hüküm vermek, o devirdeki ve el’an devam eden hizmetlerini inkar etmek; tarihin seyrini inkar etmek, olayların sebeplerine göz yummak, hiçe saymak, adam sende demektir, gülünçtür. Tasavvuf tarihi, dini tarihin bir dalıdır. Dini tarih, sosyal bir tarihin dalıdır ve bu dalların mutlaka bilinmesi, öğrenilmesi, okutulması, bunlara ait biyografiler, araştırmalar, eleştirmeler yapılması gerekir. Bir işin araştırılıp tartışılması, insanı daima iyiye, doğruya, güzele götürür. Din nasıl gerekli ve de kıyamete kadar bâki ise, tasavvuf da gerekli ve kıyamete kadar bâkidir. Şeriat-ı Garray-ı Ahmeddiye’nin hadimleri, hâşirleri, sahipleri, bir yerde, tasavvufun da sahipleridir. Ayrı gören, ayrı düşer. Bu güzel ekoller, din ve şeriatten bir katre uzak kalmamışlardır.
Soru: "Himmet ne demektir?"
Cevap: Himmet , kalbin yüksek bir irade ve bütün ruhanî kuvvetleriyle Allah u Teala’ya ve mukaddes gayelere yönelmesidir.
Soru: "Gerçek ilim nasıl olmalıdır?"
Cevap: Gerçek ilim, fıkıh ve tasavvufu birleştirmektir.İman , ilim ile irşadı ittifak ettirmektir.Tasavvufsuz , kupkuru bir ilim kafi gelmez , kalbe ve gönüle heyecan ve şevk vermez.Bundan dolayıdır ki; bazı kitaplarda ,”Tasavvufsuz ilim , ilimsiz tasavvuf eksiktir” denilmiştir.Her ikisinden de nasibdar olmak lazımdır.
|