Vukuf-i Adedi (Verilen sayıya riayet)


Salik zikrini yaparken mürşidinin verdiği sayıya riayet etmelidir. Bahaeddin Nakşibend (k.s.) bunu şu şekilde açıklamıştır:

“Kalp zikrindeki sayıya uymaktaki gaye, gönüle dağınık düşüncelerin gelmesini önlemektir. Hacegan büyüklerinin sözlerinde, filan kimse filana vukuf-ı adediyi emretti denilir. Bununla adede uyarak kalp zikri yapmak kastedilmiştir. Ancak sadece sayıya uymak tek başına yeterli değildir. Yani asıl maksat, kalp zikridir. Sayıya uymak ise araçtır ve ikinci derecede önemlidir. Zikir yapan kişinin bir nefeste üç, beş, yedi veya yirmi bir..vb. gibi tek rakam üzere zikretmesi gereklidir. Sayı her zaman tek olmalıdır.

‘’Nakşîliğin önemli esaslarından biri olan Vukuf-i adedî, zikirde mürşidin tespit ettiği sayıya dikkat etmek, ölçüyü korumak, usule uymak, gerçek hedefe yönelmek ve böylece kalbi uyandırıp, Allah Teâlâ ile huzura ulaşmak manasına gelir. Zikir esnasında Hakk’ın farkında olmayı, zikri belli bir disiplin içinde yerine getirmeyi ifade eder. Yani salik zikir ve evrat konusunda tutarlı olmalı, kendine verilen virdi keyfince bazı günler az bazı günler çok yapmak yerine kendine verilen sayıya riayet etmelidir. Tasavvufi derslerde asıl olan manevi vazifeyi, tarif edilen zamanda ve sayıda yerine getirmektir. Bu tür sayı ile sınırlı zikirlerin sünnette de örnekleri vardır. Peygamber Efendimiz bize genel manada zikir çekmemizi tavsiye etmekle birlikte, belli zamanlarda sayı ile sınırlı zikirleri de sünnet kılmıştır. Mesela, namazlardan sonra otuz üçer kere yapılan “Subhanallah, Elhamdülillah, Allahu ekber” tesbihatları buna örnektir. ‘’(Prof. Dr. Süleyman Derin)

Mürşid-i kamil, adeta insanlara manevi şifa dağıtan kalp doktoru gibidir.Nasıl ki doktorların hastalıkları iyileştirmek için kullandıkları ilaçlarda belli bir doz vardır; aynen öyle manevi reçeteler mesabesindeki tarikat derslerinin de belirlenmiş sayıları vardır.Mürşid, zikir , evrat vazifeleri ile kalblerin aslını bulup Hak ile huzura ermesini hedeflerler.Öte yandan tarikatte teslimiyet esastır.Gassalın elindeki meyyit gibi irade gösterilmeden mürşide tabi olunmalıdır.Bu nedenle sayıya riayet , verilen ders hususunda da teslimiyet göstermektir. Az ya da çok değil önemli olan ciddiyet ile dersini belirtilen sayılarda yapmaktır.

‘’Nakşîlik, insan hayatını disiplin altına almayı ve dinî veya dünyevî her işi, kişinin farkında olarak yapmasını sağlamayı hedefler. Bu sebeple Vukuf-u Adedî, mücerret sayı saymak değil; sayı çerçevesinde kalbî zikri derinleştirmektir . ‘’ (Prof. Dr. Süleyman Derin)

Hoca Alâeddin Attar Hazretleri:

“Gayemiz, kemiyette çok zikir değil, keyfiyette çok zikirdir. Yani şuurlu, huzurlu ve düzenli bir zikir. Kemiyet ne kadar fazla olursa olsun, eseri has olmayınca boşuna yorgunluk demektir.” der.

Disipline edilmemiş manevi hayatın yarardan çok zarar getireceği açıktır. Bu sebeple sufiler ‘vusulsüzlüğümüz usulsüzlüğümüzdendir’, amaca ulaşamayışımız usule uygun hareket etmeyişimizdendir, derler.

Sır Kapısı Olarak..

Ledün ilminin ilk mertebesi sayılan vukûf-i adedî, kalbdeki havatırın önlenmesini sağlar. Nasıl ki şifreli kasaların açılması için belirli bir sayı dizinleri vardır yine öyle de ilmi ledün sırrına ermenin de ders sayılarına uyularak elde edilen bir yolu vardır.

Vukuf-i adedi kelimatı ile hem zikir edip, hem de kalbin başka düşüncelere dalarak, verilen sayıya muhalefet edilmesinin önüne geçilir.Sayı bir yandan gözetilir, diğer yandan da zikir ederken yalnızca Zikredilen ile meşguliyet sağlanır.

Tarikat kelimesinin belki de tamamı disiplinli bir hayat yaşamayı ifade eder.Her an Hakkın hatırını ali tutmak ve gözetmektir mesele.Bu uğurda Hakka gönül verip vasıl olmuşların elinden gereği gibi tutmak,- el ele el hakka- sırrına ulaşmayı temin eder.Bu anlamda vukuf-i adedi, mürşidimizin bizlere sunduğu Hakka nasıl ulaşacağımızı gösteren hususi birer manevi şifredir.

 

Yukarı Çık